Şimdi tefekkürümüze devam edelim ve çiçeklerin solmasının diğer etkilerine de bakalım. Yukarıda açıkladığımız gibi er-kekler kendi içlerindeki bir eksikliği tamamlamak için kadın-lara yönelirler ama karşısında bir "erkek kadın" gören erkek bu çekimi daha az hisseder ve burası çok önemli- incelme, hakiki insan olma şansını yitirir; işkolik, kaba saba, hırsına yenilmiş bir varoluş tarzı sergiler. Yani kadın, erkekler için hayat kurtarıcı fonksiyonunu kaybettikçe erkekler de daha mutsuz olur ve farklı psikolojik ve psikosomatik hastalıklar sergilerler. İçten içe toplumun dengesi kaymaya başlar ve ge-nel mânâda bir varoluş bunalımı ortaya çıkar. Yukarıda sun-duğumuz yin-yang şemasındaki en ufak bir denge kayması toplum üzerinde kelebek etkisine benzer bir durum meyda-na getirir. Ve son olarak erkekleşmiş kadının annelik duygu-ları da zedelendiği için, çocuklar da bu durumdan olumsuz mânâda paylarını alırlar. Hayat öncelikleri varolmak yerine sahip olmak ağırlıklı olunca sevgi ve muhabbete ayrılan za-man azalır ve sevgisizlik çok ama çok hasta eder.
Bu toplum mühendisliği projesi o kadar etkin ki, Twenge'in Ben Nesli kitabını ilk okuduğumda gözümden kaçmıştı, kadınların erkekleşmesi 1973 ila 1992 arasında, yani 19 senede %80'lere varıyor. Bu kadar kısa bir zamanda bu kadar şiddetli bir sosyal dalgalanma, doğal ve alışılmış sosyal dinamiklerden kaynaklanamaz; yapay, kışkırtılmış, tetiklenmiş bir süreç ile karşı karşıyayız.
Dipnot: J. Twenge, BEM Cinsiyet Ölçeği'ni kullanıyor ve tipik eril ve dişil özellikleri ölçen iki anketin, 28.920 üniversite öğrencisi üzerinde uygulanmış 103 örneğini bir araya getirip şu açıklamayı veriyor: "Eril' ölçek; 'rekabetçi', 'bağımsız', 'asla kolay vazgeçmeyen' ve 'tutkulu' gibi kelimeler içeriyor. 1990 larda ankete cevap veren kadınların %50'sinden fazlası 'eril' olarak çıkmıştı. Bu oran 1970'lerde sadece %20'ydi. Yani kadınlar, 1970'lerdeki Patlama Nesli'nin üniversite öğrencilerine kıyasla %80'den fazla eril özelliklere sahipti. Değişim o kadar büyüktü ki 1990 ların başlarında erkeklerin ve kadınların, sözde erkeksi olduğu söylenen özellikleri ölçen ankete verdiği cevaplar ayırt edilemiyordu. Açıkça görülüyordu ki bu özellikler artık erilliğe değil insanlığa aitti."
O'nun adıyla başlanmayan hiçbir iş varması gereken asıl sonuca varamaz. Varoluşumuza O'nu hesaba katarak bakmaya başladığımızda hayatın her detayına yaklaşımımız baştan sona değişir.
Hasılı, hayatın sonsuz çarklarını döndüren bulutlardır!
—Desene, şu çarkları su ile dönen dünya, eski zaman işi kâr-ı kadim bir değirmenden daha farklı değil!
Büyük üstadım Gourmont şunu der: Bütün canlı mahlukata nazaran insanın üstünlüğünü yapan, istidatlarının çeşitliliğidir. En zeki hayvan bir tek şey yapar. Fakat onu mükemmel yapar: At, arka ayaklarıyla, Dempsey ve Carpentier'nin yumruklarından daha mükemmel çifteler atar; arı, kimyahane fırınlarına ve dolaşık imbiklere hiç muhtaç olmaksızın bir Berthelot dehâsıyle balını süzer; örümcek, en usta bir dokumacı gibi havai tuzağının görülmez tellerini örer. Fakat o kadar!
Halbuki bin bir sahaya dağılmış çalışan insan faaliyetinin eserleri, bizzarure nakıs ve muvakkattır. Hayvan, gayesinde varmış duruyor; insan, gayesini hâlâ aramakla meşguldür.