bana gelirseniz şayet
hiçistandayım!
hiçistanın arkasında bir yer var.
hiçistanın arkasında havanın damarları
toprağın en uzak yığınında açan çiçeklerden
haber getiren habercilerle doludur.
kumlar üzerinde,
şakayık miracı tepelerine yol alan
zarif atlıların toynaklarının izleri var.
hiçistanın arkasında istek şemsiyesi açıktır:
susama meltemi bir yaprağın dibine koşsun diye…
yağmurun çanları çalınır
insan burada yalnızdır
ve bu yalnızlıkta
bir narvan karaağcın gölgesi sonsuza değin akmakta.
bana gelirseniz şayet
yavaş ve yeğni gelin
yalnızlığımın ince porseleni
çatlamasın
Sohrab Sepehri🌸
gözleri yıkamalı, başka türlü görmeli
sözcükleri yıkamalı.
sözcük kendisi rüzgâr, sözcük kendisi yağmur olmalı.
şemsiyeleri kapatmalı.
yağmur altında yürümeli.
düşünceleri, hatıraları yağmur altına götürmeli.
şehrin bütün halkıyla yağmura çıkmalı.
dostu yağmur altında görmeli.
aşkı yağmur altında aramalı.
yağmur altında bir kadınla sevişmeli.
yağmur altında oyun oynamalı.
yağmur altında yazmalı, konuşmalı, nilüfer ekmeli.
yaşam peyderpey ıslanmak,
yaşam “şimdi”nin havuzunda yüzmektir.
çıkaralım giysileri:
su bir adım ötededir
yaşamak hoş bir gelenektir
yaşamın kanatları var ölüm genişliğinde sıçraması var aşk kadar
yaşam öyle alışkanlık rafında kalarak
senin benim unutacağımız bir şey değil.
söyle limanlarda hangi masum metalar yoldan yetişti
hangi bilim barutun kokusunun müspet müziğini anladı
ekmeğin bilinmez tadı hangi belleme risaletinin damağında yayıldı?
ve işte o zaman, ben ekvator ışımasından sıcak bir inanç gibi
seni bir bahçenin başlangıcına oturtacağım!