esraleylan

bana gelirseniz şayet hiçistandayım! hiçistanın arkasında bir yer var. hiçistanın arkasında havanın damarları toprağın en uzak yığınında açan çiçeklerden haber getiren habercilerle doludur. kumlar üzerinde, şakayık miracı tepelerine yol alan zarif atlıların toynaklarının izleri var. hiçistanın arkasında istek şemsiyesi açıktır: susama meltemi bir yaprağın dibine koşsun diye… yağmurun çanları çalınır insan burada yalnızdır ve bu yalnızlıkta bir narvan karaağcın gölgesi sonsuza değin akmakta. bana gelirseniz şayet yavaş ve yeğni gelin yalnızlığımın ince porseleni çatlamasın Sohrab Sepehri🌸
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
gözleri yıkamalı, başka türlü görmeli sözcükleri yıkamalı. sözcük kendisi rüzgâr, sözcük kendisi yağmur olmalı. şemsiyeleri kapatmalı. yağmur altında yürümeli. düşünceleri, hatıraları yağmur altına götürmeli. şehrin bütün halkıyla yağmura çıkmalı. dostu yağmur altında görmeli. aşkı yağmur altında aramalı. yağmur altında bir kadınla sevişmeli. yağmur altında oyun oynamalı. yağmur altında yazmalı, konuşmalı, nilüfer ekmeli. yaşam peyderpey ıslanmak, yaşam “şimdi”nin havuzunda yüzmektir. çıkaralım giysileri: su bir adım ötededir
yaşamak hoş bir gelenektir yaşamın kanatları var ölüm genişliğinde sıçraması var aşk kadar yaşam öyle alışkanlık rafında kalarak senin benim unutacağımız bir şey değil.
Sayfa 57
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim Asaf Hâlet Çelebi
söyle limanlarda hangi masum metalar yoldan yetişti hangi bilim barutun kokusunun müspet müziğini anladı ekmeğin bilinmez tadı hangi belleme risaletinin damağında yayıldı? ve işte o zaman, ben ekvator ışımasından sıcak bir inanç gibi seni bir bahçenin başlangıcına oturtacağım!