İşte o zaman, dışarıda sadece bir gün bile yaşamış olsa insanın hapiste hiç zorlanmadan yüz yıl geçirebileceğini anladım. Canı sıkılmadan yaşayacak kadar anısı olurdu zira.
Tutukluluğumın başlarında en zoru, özgür insanlar gibi düşünmemdi. Mesela kumsalda olmayı ve denize doğru yürümeyi arzuluyordum. Tabanlarımın altında ilk dalgaların sesini, vücudumun suya girişini ve bunun bana verdiği rahatlamayı hayal edince birdenbire hücrenin duvarlarının üzerime üzerime geldiğini hissediyordum. Ancak bu birkaç ay sürdü. Sonrasında sadece mahkum gibi düşünmeye başladım. Avluda yaptığım günlük yürüyürüşü ya da avukatımın ziyaretini bekler olmuştum.
Hayatınızda bir değişiklik yapmak hoşunuza gitmez mi, diye sordu. Ben de insanın hayatını hiç değiştirmediği, her hayatın az çok aynı olduğunu, buradaki hayatımdan hiç şikayetçi olmadığımı söyledim. Duydukları hoşuna gitmemiş gibiydi.