ötekilerin acıları bize , izah edilebilir ya da aşılması mümkün görünür: yeteri kadar irade, cesaret ya da zihin açıklıkları olmadığı için acı çektiklerine inanırız. kendimizinki hariç her acı, bize meşru ya da gülünçlük derecesinde anlaşılır görünür. böyle olmasa, duygularımızın içinde tek sabit şey matem olurdu. fakat yalnızca kendi matemimizi tutarız. eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayısadaki can çekişmeyi, birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize.
nâmevcudiyet! tek zaferim sen olacaksın...
'arzu' , sözlüklerden ve ruhlardan hepten silinsin! yarınların baş döndürücü şakası önünde geriliyorum. ve bazı ümitlerimi hâlâ muhafaza etsem dahi, ümit etme melekemi hepten kaybettim.
bazen bir şey içinde kendimizi unutmayı başarırız; ama dünya içinde kendimizi nasıl unutabiliriz? bu olanaksızlık o acının tanımıdır. bu acının yakaladığı kimse hiçbir zaman iyileşmeyecektir, evren tamamıyla değişse bile. değişmesi gereken yüreğidir; oysa yürek değişmez; onun gözünde var olma'nın tek bir anlamı vardır: acısına gömülmek.