Bu yıl okuduğum en zor kitaptı diyebilirim. Nedenini anlatacağım.. önce konusu..
Meksika’nın yoksul bir köyünde “Cadı” olarak adlandırlılan birinin cesedi bulunuyor, korkunç bir halde. Roman bu cinayet çevresinde dönüyor ancak odak noktasında cinayete karışan ya da tanıklık edenlerin hayatları var ve hikayeyi onlardan dinliyoruz. Dinlemediğimiz iki kişi var; katil ve maktül. Anlatıcılara güvenmek, empati kurmak ya da sempati duymak zor. Anlatıcılara güvenemeyeceğimizin en görünür nedeni, maktulün cinsiyetini öğrenememiş olmamız. Zorluk bu noktada başlıyor.
Yeraltı edebiyatının sınırlarında dolaşan ama tam olarak oraya da sığdıramayacağımız bir roman. Şiddet, cinsellik, yoksulluk, işsizlik, devlet kurumları da dahil olmak üzere yozlaşma temaları var merkezde. Karakterler seks işçileri, yoksul köylüler, queer bireyler, suçlular, bağımlılar gibi toplum kenarına itilmiş insanlar. Yeraltının olmazsa olmazları bir arada olsa da kitabı oradan ayıran toplumsal gerçekçi, hatta aşırı-gerçekçi bir tarzı da var. Meksika’nın başına gelmiş, bizdekine benzer bir yozlaşma deşifre edilmiş bu kitapla.
Roman neredeyse hiç nokta kullanılmadan yazılmış uzun ve kesintisiz cümlelerle ilerliyor. Koştura koştura okuyorsunuz çünkü sizi durduran nokta işaretleri yok. Bu kesintisiz cümlelerde bağlantıyı kurmak da zor; günlük hayatta sosyal medyada ya da gündüz kuşağı programlarında tanıklık edilebilir bu tarz konuşma alışkanlıklarına. Çok ilginç bir tercih yazarınki; iki lafı bir araya getiremeyen, dili filtresiz insanların ağzından bizlere aktarırken olayları, dillerini olduğu gibi korumuş. Kitabın dili son derece rahatsız edici, sansürsüz. Çevirmen İdil Dündar müthiş bir iş çıkarmış, bu rahatsız edici üslubu, üstelik yerelleştirerek aktarmış Türkçeye. Sağlam mide gerektiriyor.
Bir kadının