çantamı omzuma taktım okul evet...
Ayakkabılarımı bağlarken kulaklığımı çıkardım, müzik listemi açtım.
Sözler başlar başlamaz içim ısındı.
Müzik benim dünyam.
Beni kimsenin ulaşamadığı yere götürüyor.
Kapıyı çekip çıktım.
Sokak soğuktu ama ben seviyorum bu soğuğu.
Düşüncelerimi daha da netleştiriyor. Üç adım sonra ritme uymaya başladım. Kafamda sahneler dönüyor, karakterler konuşuyor, hikâyem büyüyordu.
Okula girene kadar kimseyi fark etmedim.
Hatta kapıdan girerken kapıyı açık tutan hocayı bile görmeyip yürüyüp geçtim.
Ama benim için normal bu.
Müzik varken dış dünya bulanıklaşıyor.
Koridordan yürürken kimse yokmuş gibi davranıyordum. Kendi dünyam, kendi ritmim, kendi sahnem.
Ta ki…
Birden kolum sertçe çekilene kadar.
— “KAR-DE-LEEEENN!”
Kulaklığım bir kulağımdan çıkıyor. Kafamı kaldırınca nefes nefese bana bakan Esma var.
Gözlerimin içine bakıp kaşlarını çatıyor.
Karşımda siyah montlu, saçları rüzgârda dağılmış, gözleri hafif sinirli ama dudak kenarları istemsiz gülen Esma vardı.
Yine motosikletini kullanarak gelmiş, o belliydi.
O benim zıttım.
Koyu siyah giyer, motosiklet kullanır, umursamaz tavırlarıyla yürür, lafını esirgemez.
Ben beyaz-pembe tonlarında gezen, tatlı şeyler seven, enerjik bir kızım.
Ama bir şekilde biz… birbirimizi tamamlıyoruz.
Esma boğuk bir nefes verdi.
— “Kızım sana kaç saattir sesleniyorum? Ne yapıyon sen böyle transa geçmiş gibi? Yürüyüşün bile müzik ritminde!”
Ben hâlâ dalgın dalgın baktım.
— “Şey… yürüyordum…?”
Esma gözlerini devire devire kulaklığımı havaya kaldırdı.
— “İyi misin? Ne zamana kadar müzik dinleyeceksin? Yeter artık! Deli misin?”