Enerjimizin büyük bir bölümünü zayıflıklarımızı saklamak için harcıyoruz. Hakkımızda iyi bir imaj vermek amacıyla kendimize uyguladığımız baskı mutlu olmamıza engel oluyor. Sürekli olarak takdir görmek istiyoruz çünkü bulduğumuz tek oksijen kaynağı bu. Böylece tahammülsüzlük, eleştiri ve farklı olma ihtiyacı geliştiriyoruz. Alınganlığımızı iyice bileyip eleştiri aldığımızda veya minnet görmediğimizde hakarete uğramış hissediyoruz. Karşımızdaki kişi, bastırmaya çalıştığımız şeye yankı yapacak şekilde davrandığında bundan rahatsız oluyor ve çözümlememiş olduğumuz şeyle bir benzerlik aramak yerine, onu bir düşman olarak görmeyi tercih ediyoruz.
“Kalın bir sis perdesinin içinde tek başımıza yol almaya çalışıyoruz, kendimizi hayatımıza geçicide olsa bir anlam katan pazarlama taklitleriyle uyutuyoruz. Oysa içimizdeki her şeyin farkında olduğumuzu hatırlatan küçük bir ışık hep yanıyor.”
Eğer zamanını ve enerjini önemsiz şeyler için harcarsan asıl önemli olan şeye yer kalmaz ve hayatını ıskalarsın. Yüzeysel şeylerin peşinden koşar durur, sonra da kendine neden mutsuz olduğunu sorarsın.