Sıcak ve soğuk arasındaki engelleri geçerek hayatın ılık sıkıcılığını unutuyorum; en çok korktuğum da o ılık olma durumu. Sıcak ya da soğuk hissetmeye geri dönememek, oda sıcaklığında hissizleşmiş bir şekilde takılıp kalmak. O hâldeyken ölüden farkımız yok.
Toplumun önündeki personamı, altında yatan şeyin bir kılıfı olarak görüyorum, hiçbir ışığın geçemediği bir zar gibi. O zardan geçemeyen içsel düşüncelerim içimde çürüyor. O yüzden düşüncelerim hiçbir zaman temiz değil, içsel çürümemin içinde iyi bir şey bulmak zor. Süzgeçten geçirilen çamurlu su nasıl hâlâ kahverengi akıyorsa, tekrar tekrar üstünden geçtiğim düşüncelerim de karanlıkla dolu. Bunu süslü kelimeler ve benzetmelerle gizlemeye çalışıyorum. Bütün bu süslemeler ve düzeltmeler güzel görünüyor olabilir ama işe yaramaz bir kılıftan başka bir şey değil.