Böyle kanların döküldüğü, insanların acı çektiği ve sefil kaldığı feci olaylar göz önünde dururken, nasıl bir içgüdüyle hâlâ ihanet yolunda yürüyenler oluyordu?
Gözümüzün önünde bizim yaptıklarımızdan, yapacaklarımızdan yaralanmaya mahkum, kanamaya, sızlamaya aday sevdiklerimiz oldukça hareketlerimizi ölçmek, sorumluluklarımızı tartmak mecburiyetinde değil miydik?
Yerlerde sürünüp çamurlara girmek istiyor, dünya yüzünden kalkmak, insanlar arasında bulunmamak, herkesin bakışlarına maruz kalmamak için şiddetli bir arzu hissediyordu.