Duygusal ıstırabımız işlerin olduğundan farklı olması arzumuzdan kaynaklanır. Şu anda ne olduğu gerçeğine ne kadar direnirsek, o kadar çok acı çekeriz. Acı, gaz halindeki bir madde gibidir. Onun orada özgürce olmasına izin verirseniz, sonunda kendi kendine dağılacaktır. Fakat acıya karşı savaşır ve direnirseniz, onu sınırlı bir alana sıkıştırırsınız ki bir patlama olana kadar basınç artacak ve artacaktır. 
Bir kadının gençliği hayal fabrikasında üretildiği anda tükenirken, yaşlılığı yılgınlığın ve öfkenin yol açtığı nefreti kusmakla geçiyor. Bir erkeğin gençliği dünyaya hükmetme noktasına ulaştı ulaşacak sancısıyla savrulurken, yaşlılığı yeniklik ve geç uyanışla kavuşulan zavallılığın hediyesi olan çaresizlikle bitiyor. Ya diğerleri?