“İbrahim bin Edhem hazretlerine ‘Dua ederiz, duamız kabul olunmaz; bunun sebebi nedir?’ diye sordular.
İbrahim bin Edhem şöyle cevapladı:
Şunun için kabul olunmaz ki
Allah’a inanırız dersiniz; emirlerini tutmazsınız.
Peygamberi severiz dersiniz; sünnetlerini yerine getirmezsiniz.
Kur’an’ı okursunuz; onunla amel etmezsiniz.
Hakk’ın nimetlerini yiyip durursunuz; şükretmezsiniz.
Cenneti istersiniz; gitmeye uğraşmazsınız.
Cehennemi bilirsiniz; ondan sakınmazsınız.
Ölüm vardır dersiniz; hazırlık yapmazsınız.
Annenizi babanızı kendi elinizle toprağın altına koyarsınız; ibret almazsınız.
Bu kadar yaramazlığın ardından dua nasıl kabul ola?”
Biliriz ki halk Rasulullah aleyhisselamın sünnetini tatbik etmekten uzaklaşırsa, Allah onlara kötü idareciyi musallat eder. Müslümana düşen, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapmaktır. Efendimiz aleyhisselam buyuruyor:
İsrailoğulları, kötülük yapanları ilk zamanlarda uyarırlardı. Zaman geçtikçe, uyarmaktan vazgeçtiler. Birini kötülük yaparken gördükleri halde, menfaatleri icabı, beraber yiyip içebilmek, beraber olabilmek için, ikaz etmeyi bıraktılar. İşte o zaman, Allah, onların kalplerini birbirine benzetti.
Efendimiz bunları söylerken bir yere yaslanıyordu. Birden doğruldu ve sözünü şöyle tamamladı:
Ya siz de iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar ve zalimin zulmüne engel olursunuz, ya da Allah sizin de kalplerinizi birbirine benzetir ve İsrailoğullarına lanet ettiği gibi size de lanet eder.
"Hadis-i şerifte buyrulur: 'Nasılsanız öyle idare edilirsiniz' Kötülüğün bu kadar yaygın olduğu bir cemiyetin güzel idare edildiğini söylemek hamakat değilse gaflet; gaflet değilse dalalettir."
Cüneyd Bağdâdî şöyle derdi:
Kul ile Allah arasında dört deniz vardır. Kul o denizleri geçmeyince Allah'a eremez.
Birincisi, dünya denizidir ki ânın gemisi zühddür.
İkincisi, halk denizidir ki ânın gemisi uzlettir.
Üçüncüsü, iblistir ki ânın gemisi düşman bilip sakınmaktır.
Dördüncüsü, nefistir ki ânın gemisi istediklerini vermemektir.