Eril dişile yalnızca baskın gelmekle kalmaz, onu yutar. Bu insan cinsi için geçerlidir. Bu da dilin tarafsız olmadığını, toplumun değerlerini yansıttığını gösterir. Levi-Strauss'un Triste Tro-
piques'de (Hüzünlü Dönenceler) yer alan şu cümlesini alıntılamak istiyorum: "Ertesi gün bütün köy otuz kadar kanoyla yola çıkarak, bizi terk edilmiş evlerde kadınlar ve çocuklarla yalnız bıraktı." Claudine Baudoux'nun Sexisme ve Sciences Humaines (Cinsiyet Ayrımı ve Sosyal Bilimler) adlı kitabındaki yorumu şöyledir: "Kadınlar ve çocuklar gitmedilerse nasıl bütün köy yola çıkmış olabilir? Antropologların yanında kadınlar ve çocuklar varsa nasıl yalnız kalmış olabilirler? İçinde kadınların ve çocukların bulunduğu evler nasıl terk edilmiş olabilir? İnsanlık kavramı yalnızca erkekler sınıfıyla bütünleştirilmişse
mümkün bu ancak."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Erkek Tanrı'nın yüceliğinden" ve aklı için, kadın ise "erkeğin yüceliğinden" ve bedeni için yaratılmıştır. Burada da Adem ve ardından Havva'nın yaradılış mitleri önemli bir rol oynar.
Tinsel ve akıllı bir yaratık olan insanoğlu, önce Adem, sonra da İsa'yla vücut bulur. Kadın ise, erkek "insan" için yardımcı bir bedendir.
İnsanoğlunun prototipinde "erkeği" (Eski Yunanca aner) gören erkek merkezcilik (androsantrizm), yaradılışın merkezine diğer bütün canlılardan ayırarak "insanı" (Eski Yunanca anthropos) koyan insan merkezcilikten (antroposantizm) çok daha eski, çok daha derindir.