Adam: Senin gibi aşığın birine sormuşlar: Vatanın nere? Sazını göstermiş. Bura demiş. Adın ne senin? Adını bir bağışla bakalım. Benimki Deli Hüseyin... Bozdoğan Obasında Deli Hüseyin derler bana.
Bizim obada da Karaca derler bana. Karacaoğlan.
*Sizin obanın adı ne?
Karacaoğlan sazını gösterdi: İşte bu dedi.*
Vakit yaz vakti demiştik. Dağların tam misafir aldığı sıralar. Türlü çiçekler açmış, çam kokusu nane kokusuna, gül kokusu sümbül nergis kokusuna karışmış, mest eden bir koku. Ormandan efil efil bir yel eser. İncecik okşayan bir yel. Sular şıkır şıkır. Dallarda yaz kuşlarının sesi, koyaktan bülbül sesi gelir. (Koyak: iki dağ ya da tepe arasında kalan çukur yer ya da dere boyu.) Bir kayalıkta batan güneşe yönlerini dönmüş sürmeli geyikler. Bir cennet dünya ki ortalık dünya derim sana... Dünya dünya olunca işte böyle bir dünya olmalı. Olmalı da insanoğlu şöyle bir sere serpe yaşamalı.