Kendimiz hakkında iyi hissetmek için mükemmel olmamız ve mutlu olmak için hayatımızın belirli bir şekilde olması gerekmez. Her birimiz, sadece sürekli ortaya çıkan deneyimimizle hem şefkat hem de takdirle ilişki kurarak dayanıklılık, büyüme ve mutluluk kapasitesine sahip olabiliriz.
En derin korkumuz yetersiz olmamız değildir. En derin korkumuz, son derece güçlü olmamızdır. Bizi en çok korkutan karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize sorarız: Ben kimim ki parlak, muhteşem, yetenekli, muhteşem olacağım? Aslında sen kim değilsin? Sen Tanrı'nın çocuğusun. Göze batmaman dünyanın hayrına değil. Başkaları senin yanında kendini güvensiz hissetmesin diye küçülmenin iyi bir tarafı yok. Hepimiz çocuklar gibi parlamak için varız. İçimizdeki Tanrı'nın yüceliğini tezahür ettirmek üzere doğduk. Bu sadece bazılarımızda değil, herkesin içindedir. Ve kendi ışığımızın parlamasına izin verirken, bilinçsizce diğer insanlara da aynısını yapma izni vermiş oluruz.
Kendi korkumuzdan kurtulduğumuzda; varlığımız otomatik olarak başkalarını özgürleştirir.
-Marianne Williamson, Sevgiye Dönüş
"Bir kapı kapandığında, başka bir kapı açılır, ancak çoğu kez kapanan kapıya öyle uzun süre bakarız ki bizim için açılmış kapıyı göremeyiz. "
Kendimize şefkat gösterdiğimizde, hayal kırıklığımızı aynı şekilde bağlantılı, dikkatli farkındalıkla koruduğumuzda, kapı tekrar açılır. Kendimizi sakinleştirip rahatlattığımızda, kendimiz için bir güvenlik duygusu ve arkasında saklandığımız kayadan çıkıp dışarıda ne olduğunu görme cesareti sağlarız. Çoğu zaman, işler korktuğumuz kadar kötü değildir, kendimiz ve hayatımız hakkında oldukça iyi şeyler fark etmeye başlarız.
Öz şefkat tarafından sağlanan sakin, umutlu zihin yapısı, korkudan kurtulmamıza yardımcı olan ve yaşam kalitemizi büyük ölçüde artıran, yukarı doğru bir olumlu duygu sarmalı yaratabilir.