Bakara 93
"Hani, Turu tepenize dikerek sizden söz almıştık, 'Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın; ona kulak verin' demiştik. Onlar,(daha sonra inkara yönelerek) 'Dinledik karşı geldik' demişlerdi. İnkarları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine sindirilmişti. Onlar de ki: (Tevrat'a beslediğimizi iddia ettiğiniz) imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan kimseler iseniz. (Bakara 2/93) Ayetin tefsiri 2 şekildedir: 1-Kalplerine buzağı sevgisi yerleştirilmişti Katade, Ebu'l Aliye, başka rivayetle Ebu'l aliye böyle der. 2-Onlar buzağının(heykelinin) parçalarının saçıldığı su ile sulanmışlardı(o sudan içmişlerdi). Suddî,ibn Cüreyc böyle der. Ebu Ca'fer et-Taberi; Bu iki görüşten evla olanı: "Kalplerine buzağı sevgisi yerleştirilmişti" Çünkü su hakkında şöyle denmez: "Falanın kalbine su içirildi". Ancak şöyle denir: "Bununla sulandı nihayet ona galip geldi ve kalbine yerleşti." (Taberi Tefsiri No: 1561-1565)
Sayfa 280 - BEKA YAYINLARI·Kitabı okudu
Dedim ki, "Ibadet ve amelle aldanma nasıl olmaktadır?" Dedi ki, "Bu konuda aldanan fırka şöyle yapar: Rıza, zühd, tevek- kül ve Allah sevgisi konusunda, hakikat ve marifetten uzak bir şekilde, tekellüfe girer. Evla olanı terkeder. Bazıları dünyadan zühd adı altında yiyecek ve giyeceğini azaltır, bazısı azıkız hac- ca gider, çalışmayı terkeder ve buna tevekkül der. Kimisi de cennete müştak olduğunu hayal eder. Allah'ı sevdiğini iddia eder ve bunu adet edinerek meclisler düzenler. Zikir esnasında nara atar. Bunları yapanlar Allah konusunda aldanmış kişilerdir. Far- kına varmadan Allah'ın hoşuna gitmeyen şeyler konuşurlar. Amellerinde riyāya düşer, kibir ve ucub yaparlar. Farkına var- madan Allah'ın hoşuna gitmeyen birçok şeyler yaparlar. Tak- vâyı sadece ismiyle bilirler. Kalb ve organlarıyla ondan mah-rumdurlar Ne onu biliyorlar ne de istiyorlar. Takva makamını geçtiklerini, zühd ve tevekkülü elde ettiklerini, yüce makamlara eriştiklerini hayal ederler. Bunlar, zamanın okumuş kesiminin genelinde vardır. Zühd ve taatlarında, hevålarına täbidirler. Dedim ki bu fırka daha önce anlattığın fırkalardan acımaya daha çok muhtaçtır.... Nefisleriyle mücadele etmiş, zorluklara göğüs germiş, halkın yanında ibadet için paçalarını sıvamış ve bunda gerçekçi olduğunu zannetmiştir. Çünkü diğer fırkalar, fazla bir zorluk ve meşakkate katlanmadan, aldanmışlardır. Bu ise dün- ya nimetlerinden yüz çevirmiş, onlardan mahrum kalmışlar. Oysa farkında olmadan dünyanın bir tarafına dalmışlardır. Bun- dan dolayı bu fırka, acınmaya daha muhtaçtır"
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İmamet
Allah, kullarına nasîb olmayan bilgisiyle nasıl peygamberi, onların arasından seçmişse, nasıl ona itâati farz etmişse, peygamberine de Hazret-i Alî (A.s)ın imâmetini ümmetine bildirmesini, kendisinden sonra onun imâm olduğu teblıyğ buyurmasını emretmiştir. İnsanlar, bugüne kadar nasıl îmân ve yakıynde bir değillerse o gün de bir olmadıklarından Hz. Peygamber (S.M) bu işin ümmete ağır geleceğini, amcasının oğlunu ve damadını sevdiğinden bu işi yaptığını sanacaklarını düşünmüş, bunun üzerine Allah sübhânehû ve teâlâ “ Ey Peygamber, bildir sana rabbinden indirilen emri ve eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun.” diye vahyetmiş (V,67). Hz Peygamber de bu emir üzerine son haccı olduğu için Vidâ haccı denen hacdan dönerken Gadîru Humm’da ashâba bir hutbe okuyup “Ben mü’minlere nefislerinden daha evlâ değil miyim” diye sormuş, onlar evet diye tasdik edince de, “Ben kimin mevlâsı, yani efendisi, veliyyül-emri isem bu Alî de onun efendisi, veliyyül-emri, imâmıdır.” diye Allah’ın emrini teblıyğ buyurmuştur.