Herhangi bir zümreye ait veya yakın birine o zümreye mahsus tüm iyi ve kötü nitelikleri yüklememek lazım. Zira sonu inanmış olduğuna yanmak, gönlünün bir kenarını dağlamak oluyor. Yani diyorum ki kitap okuyan, türkü dinleyen, çay içen kötü olur mu demeyin, olur...
İnsan bazen mutfak masasının bir kenarına ilişip elinde bir bardak çayla uzaklara dalıp düşünüyor. Evet sadece düşünüyor, ara ara sorguluyor, yer yer konduramayıp içinden tüh tühleniyor. O loş ışığın zihnimize ne yaptığını, bizi nerelere götürdüğünü bilmiyorum ama insan elinde bir bardak çayla, davlumbazın ışığı altında, mutfak masasının bir kenarında neler neler düşünür bilemezsiniz... ya da mutlaka bilirsiniz...
İnsanın dünyaya geliş amaçlarından bir tanesinin de sorgulamak ve sorgulayarak doğruya/gerçeğe ulaşmak olduğunu düşünüyorum. Sorguladığım kadar nefes alıyor, kendimi yaşamış hissediyorum.
Okuduğum, gördüğüm, duyduğum ve hissettiğim hemen her şey beni ve zihnimi şekillendirirken, çıkıyor olduğum basamakları sorduğum sorular ve onlara bulmuş olduğum cevaplar oluşturuyor. Beni sormaya, bakmaya, görmeye ve anlamaya yönelten her şeyin içinde bulunmak mutlu ediyor.
Bazen öyle zamanlar oluyor ki rastladığım bir fikir için bu benim aklıma neden gelmedi derken bir başa düşünce için ben de böyle düşünmüştüm diyebiliyorum.
Sorgulamak, bakma ile görmek arasındaki farkı koyuyor ortaya. Birinde sadece bakarken diğerinde ayrıntılarıyla görüyorsunuz. Neden, niçin, nasıl gibi sorular siz cevap aradığınız için anlam kazanıyor. Sözün özü bakan değil gören olun, felsefe yapın!🌿