"İNCİ" Neden diretsin ki, neden peşimden koşsun ki
36. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Göz kapaklarımın ardında gece boyu süren amansız savaşın yorgunluğuyla uyandım. Yalnızlık ve pişmanlık, temmuz sıcağının altına saklanmış bir kış ayazı gibi içime çöreklenmişti. Yastığa gömülen yüzüm, mesajı attığım andaki savunmasızlığın izlerini taşıyordu; tüm sırlarımı ekrana döküp sonra da onları yok etmeye çalışmıştım. Elimi titreyerek telefona uzattım. Ekran karanlıktı. Ne bir arama ne bir mesaj... Serkan'dan gelen koca bir sessizlik. Belki de görmedi, dedim kendimi avutmaya çalışarak. Belki de o "silindi" yazısını umursamadı bile. Belki de anladı ve sustu. Sessizliğiyle seni reddetti. "Başlama İnci," dedim aynadaki solgun yansımama. "Lütfen, bunu kendine yapma." Yüzüme çarptığım soğuk su, ruhumun uyuşukluğunu dağıtmaya yetmedi. Evden çıktığımda şehir, benim gecemden hiç haberi yokmuş gibi hoyrat ve hareketliydi. Dükkâna adım attığımda, işin temposu beni içine çekti. Telefonlar, toplantılar, hazırlıklar... Düşüncelerimi biraz olsun dağıtmıştı. İçimdeki küçük kız hala kırılgandı ama bugün için biraz güçlüydü. En azından şimdi, hayatın akışına bırakmalıydı kendini. “İnci iyi misin? Bu halin ne?” Özlem’in beni gördüğünde verdiği tepki beni kendime getirdi. O diyene kadar fark etmemiştim ama cidden benim bu halim ne siyah pantolon, siyah tişört, siyah ayakkabılar... Renklerin bayram yeri olan bu dükkânda, ben koca bir yas sembolü gibi duruyordum. İçimin karanlığını dışıma kusmuştum ve bunun bu kadar göze batacağını hesap edememiştim. Mahcubiyetle omuzlarımı silktim. “Şey... Uyuyakalmışım. Geç kalmamak için elime ne geldiyse geçirdim üstüme. İyiyim, gerçekten.” Yalan, boğazımda acı bir tat bıraktı ama Özlem her zamanki haliyle konuyu toparladı. “Anladım tatlım, bir an neyin yasını tutuyoruz dedim. Haydi,
1000Kitap
us | 2025 | 5/9 | etik
emretimur.com/2025/07/us-2025... önce düzenli bir şekilde tüm haritayı çizeyim, sonra serbest sohbete geçeriz. ahlakın kurgusal ve kılgısal yanları var. bazılarımız iyi insanlardır ve onların iyi insanlar oluşu kadın-erkek, zengin-fakir, dindar-dinsiz, yaşlı-genç, eğitimli-eğitimsiz oluşlarından ileri gelmez. tıpkı tezcanlılık ya da korkaklık, gevezelik, utangaçlık gibi ahlaklılık da doğuştan gelir ve eğitimle pek değişmez. insanları kötü insan yapmaya götüren saikler aşırıya varan yoksulluk eksenindedir. yani açlık ortadan kalktığı sürece tüm insanlar rastlantısal olarak iyidir ya da kötüdür. işin kılgısal kısmı böyle. biz kurgusal kısmını konuşacağız ve bu konuşacağımız felsefi tartışmaların insanın iyi olmasıyla en ufak bir ilintisi yoktur. masada konuşulur, sonra hayat aynen devam eder. hasılı, sokakta, otobüste, mecliste insanların iyi veya kötü oluşu kurgusal temelli değil, refleks ve eğilimdir; hiç değilse bilişsel değildir. “niçin ahlaklı olmalıyım?” sorusunun cevabı yoktur! evet, yoktur! allah yakar, bir ahlak motivatörü olamaz, o korkudur. hapse girme riski korkudur, toplumun iyiliği için de ahlaklı olunmaz bunu söylemek sorunu çözmez, bir kademe öteye iteler; öyleyse toplumun iyiliğini niçin istiyoruz? tekrar ediyorum, kurgusalı tartışıyoruz; günün sonunda insanların iyidir, bazıları değil ama niçin ahlaklı olunması gerektiğinin cevabı mevcut değildir. “uzayda uçuşan atomlar isek, bir çocuğu öldürmek niçin kötü?” “toplum cezalandırır.” “ya kimse görmezse?” “insanlık adına kötü” “o ne ki? insanlık bir atom yığını.” “içinde bir vicdan var.” “onu susturabilirsem, sorun kalıyor mu?” “…” bu “niçin?” sorusu idi. ahlaklı olasımız gelir ve niçin geldiğini bilmeyiz. muhtemelen binlerce yıllık evrimsel bir kalıntıdır bu his ama yok da
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hayatın Gerçekleri (Tecrübe) kitabımdan
-----İNSAN VE İNSAN ÇEŞİTLERİ Kitabımda yer vermiş olduğum konuların bana ne kadar üzücü geldiğini anlatmak hem çok üzücü ve bir hayli de can sıkıcı bir durum.Ama ne diyeyim ki ? bilemedim . İnsan ve insan çeşitleri.Bu nedir?Allah aşkına biriniz bu duruma bir cevap verin.Yada biriniz tepki gösterin.Deyin ki poyraz sen ne diyorsun.Bende size diyeyim ki vallahi ve billahi ne dediğim apaçık ortada. İnsanin çeşidimi olur. Olur mu ?olmaz mı? Bence olur .Ki olduğu için yazıyorum.Kitabin ismi gerçeklerin olduğunu anlatıyor ve buda bir gerçek.. Başlayalım muhabbete gerçek mi?, değilmi? Bu bence bir gerçek.Aksini savunan buyursun .Hatta bu çeşitlilik konusunda verebileceğim çok çeşitlilik var.Hemde çok. Biraz açıklama yapıp örnek vereyim bakalım rakam kaça kadar gidecek . 1--- GERCEKTEN HER SEYİ İLE İNSAN İNSAN. 2---Kahpe insan 3---Serefsiz insan 4-- Namussuz insan 5--- düzenbaz insan 6--Karektersiz insan 7-- Yalancı insan 8--- Dolandırıcı insan 9 --- Kansız insan 10. -- Ruhsuz insan 11---Hirsiz insan 12---Bencil insan 13 --- Düşüncesiz insan 14 --- Pić insan 15---- Dümbük insan 16 --- Duygusuz insan
Kitabımdan örnek bir bölüm
Aşk Üzerine Kitap adresi insanveisleri.blogspot.com Bölüm adresi insanveisleri.blogspot.com/2024/10/12-ask-... Biliyorum, bulunduğumuz dönemde tüm dizilerde, filmlerde, kitaplarda, her türlü görsel, işitsel materyalde bu konunun işlenmesi yüzünden başlığı görünce kimileri “Arkadaş yine mi aşk, zaten sapım, başka konu mu yok!” diye düşünüp “Uffff” diye ta içten gelen bir üfürmeyle sıkıntısını belli etti. Fakat insan dedik, insan deyince bu konuyu atlamak olmaz ve ben aşkı medyanın suiistimal ettiği şekilde yorumluyor da değilim. Bu nedenle bir kulak verirseniz iyi olur gibime geliyor. En önde şunu söylemem gerekir ki bize medya eliyle sunulan, romanlarda, öykülerde anlatılıp aşk diye yedirilmeye çalışılan ilişki çeşidi aşk falan değildir. Düpedüz üreme içgüdüsüdür, şehvettir. ‘Zahiri aşk’ da derler gerçi, ‘görüntüsel aşk’ demektir. Yani görüntüye çarpan kalp. Güzel bir yüz, sütun gibi bir çift bacak, renkli bir çift göz, biçimli bir kalça, bunların hepsi erkekte üreme güdüsünü kamçılayabilir. Bilinçaltında nasıl bir yavru hasreti çektiğine bağlı olarak, tercihini bunlardan birine yönelik yapabilir. Dolayısıyla hiç eğip bükmeye gerek yok, bunlara duyulan aşk da aşk değil şehvettir. Zaten aşkı anlatan o dizileri, filmleri izleyin, son hep yatakta biter. Tabii bu satırları okuyan kardeşlerim çok da böyle TV’ler, internette vakit tüketecek insanlar değillerdir. Bizler elit insanlarız, vaktimiz değerlidir, boş vaktimizde de ya satranç oynarız ya belgesel izleriz ya da klasik müzik dinleriz. İçtiğimizde de en az on yıl bekletilmiş şarap içeriz. “Bir insan hayvan değilse güzellikten nasıl etkilenmez? Nasıl olur da güzel bir çift göze bakmak mutlu etmez? Hiç mi birini sevmedin arkadaşım sen? Hatta Peygamber bile bir düğünün
Karalama2
...?...?/1989... Kendini haddinden fazla duyumsadığı için acıya ve korkuyuda haddinden fazla duyarlı arkadaşım için, burası tam bir cehennemdi. Her şeyiyle farklıydı Ankara'dan. Çok kültürlü, birçok etnik gruptan oluşan, bu etnik grupların bir nevi kabileci bir tutumla diğerleriyle arasına sınırlar koyarak birbirinden ayrıştığı, etnik milliyetçiliğin gündelik yaşama, ilişkilere yansıdığı, daha çok Arap ve Kürtlerin hakim olduğu bir yerdi o zamanlar Hatay'ın Dörtyol ilçesi. Bu arada şunu söylemezsem arkadaşımın yaşadığı şeyler, içinde bulunduğu ortamın iklimi tam olarak anlaşılmaz. Arkadaşımın babası gençliğinde ve nerdeyse tüm hayatında siyasetle uğraşan, Türk Milliyetçisi ve MHP kökenli biriydi. Bu siyasi görüşü, kimliğinin en önemli unsurunu oluşturuyordu o zamanlar. Buda Dörtyol gibi Arapların ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu ve o zamanlar siyasi iklimin, Kürt ve Türkler arasında büyük gerilimler yarattığı bir ortamda, arkadaşım ve ailesini potansiyel olarak bir hedef haline getiriyordu. Bu ortam, bırakın arkadaşımı, bir yetişkin için bile çok tehlikeliydi. Etnik grupların sahip olduğu siyasi görüş, kendi kimliğini oluşturan unsurları korumaya dönük bir amaçla benimsendiği için, kendi etnik grubu ve siyasi görüşleri dışında kalanları ötekileştirir. Arkadaşımın babasının siyasi görüşüde, kendi etnik kökenlerini temel alarak oluştuğundan, doğal olarak bölgenin çoğunluğunu ötekiler olarak görmeyi gerektiriyordu. Bu öteki aynı zamanda düşmanda demekti. Babasının siyasi görüşünü miras olarak alan, korkulara duyarlı, korku temelli bir hayat yaşayan arkadaşım, korkularını var eden düşmanını bulmuştu. Bu korku veren düşman, kendilerini azınlıkta bırakan, nerdeyse tüm bölge halkıydı. Azınlıkta olmanın yol açtığı bir dikkatle dikkatini, etnik grupları birbirinden ayıran
Öğrenme Kuramları, Hak, Değer yargıları, Ontoloji, Makamlar
_Eğitim – Öğretim_ _Eğitim, bilgilenme ve gelişme sürecidir ve yaşam boyu devam eder. Süreklidir. Plansız ve programsız da olabilir. _Öğretim, eğitimin okullarda planlı yapılan kısmıdır. Eğitimin bir parçasıdır. Öğretim, planlı programlıdır. Süresi vardır. _Her eğitim, öğretim değildir. Fakat her öğretim, eğitimdir. _Öğrenme Kuramları_ _Öğrenme, çevre ile etkileşim sonucu oluşan düşünce değişikliğidir. İnsan artık öncekinden farklı biri olmuştur. Yeni öğrenmeler ile kişinin kapasitesi gelişip kişiliği değişir. Önceden yapamadığı bir şeyi yapabilir hale gelir. Öğrenme sonucu, birey içinde bulunduğu evrene yeni bir anlam yükler. _Öğrenme kuramları: 1) Davranışçı, 2) Bilişsel, 3) Duyuşsal, 4) Nörofizyolojik _1- Davranışçı Kuramlar - Davranışçılık_ _Kişilik, bireyin çevresiyle olan etkileşiminin sonucudur. I. Dünya Savaşı sıralarında bir grup Amerikan psikoloğun, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı bilinç hallerinin değil, davranışların incelenmesi gerekliliğini savunan psikoloji kuramı akımıdır. Temsilcileri Watson, Skinner ve Pavlov'dur. Davranışçılar, gözlem ve deney yöntemini kullanırlar. Davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. Uygun uyarıcılar sunulduğunda bireyler kendilerinden beklenen tepkiyi göstereceklerdir; birey istenen tepkiyi göstermişse, olumlu geribildirim anlamında pekiştireçler sunularak davranışın tekrarlanma olasılığı arttırılmalıdır. Birey istenen tepkiyi göstermemişse de, olumsuz geribildirim anlamında söndürme işlemi yapılmalı ve davranışın tekrarlanma olasılığı azaltılmalı hatta ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Skinnerin operant koşullandırmasında, bir davranış kazandırmak için ödül veya ceza kullanılır. Pavlov ise klasik koşullanması vardır. Gelişimimiz süreklidir. Çevreye