Affettiğimi sandığım, affedip acı hatıralı hüzünlü nesnelere dönüştürdüğüm şeyler bulurdum geçip gitmiş günlerde, bugüne katlanmak daha kolaydı. Ama zaman o eskiden'in üstüne sürekli bir şeyler yığdı, eskiden benden uzaklaştıkça belleğimde güzel şeylerin kalması gerekirken pür acı olanlar kaldı, giderek daha da acı. Çirkindi de üstelik, aşağılayıcıydı. Eskiden acıklı bile olsa illa bir güzellik bulduğum şeylerin beni acılaştırmış olduğunu çok geç anlamış olmam da ayrıca acıklı geliyor bana şimdi.
"Oysa dünyayı güzellik kurtaracak," demiş taksici, "tabii dünya kurtulmak istiyorsa, hiç sanmıyorum ya, dünyanın gidişi gidiş değil." Herkes biliyor. Kimse kendisi değil. Kendisi diye bir şey var mı, ondan da emin değiliz. Dünyada böyle ne çok yalan var. Kötü yalanlar değil bunlar, çoğu kendini daha iyi hissetmek için söyleniyor. İnsanın, sürekli kendini kandırması gereken bir varlık olması çok acı. İnsaf saf gerçekle yaşayamıyor; çarpıtması, değiştirmesi, kendinin ya da başkalarının başka türlü olduğuna kendini inandırması gerekiyor.
Dünya çoktandır iyi bir yer değildi, belki de hiç olmamıştı. Dünyanın eski halini bilmiyordum. Kimse bilmiyordu. Bildiğini iddia edenler de bilemezdi. Ama dünyanın hali korkunç olsa da insanlar yarın daha iyi olacakmış gibi salakça bir umutla ve şaşılacak kadar endişesiz yaşamaya devam ederlerken benim hayat çemberim giderek daralacaktı.