Sinan - İki Oyun
(1) HÜNKÂR İLE MİMAR “MUHTEŞEM SÜLEYMAN – MİMAR SİNAN”
DRAM BİR PERDE
*
Bu oyun, Devlet Tiyatroları Edebi Kurul’unun 18.11.2006 gün, 1500 sayılı toplantısında görüşülerek Genel repertuvar havuzuna alınmış, “Hünkâr ile Mimar” adıyla 2009 – 2010 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir.
*
Tiyatro oyunu okumak zordur. Devam eden karşılıklı diyaloglar, aralarda hareketleri, fondaki müziği, çevreyi betimlemeler, ışıkların kararması – açılması gibi detaylar olağan bir okuma deneyimini biraz farklılaştırmakta. Yazarın düşlediği ortam, her okuyucunun zihninde farklı canlanırken, sahnede tamamını yönetmenin gözünden izleriz. Kendisi de emekli bir yüksek mimar olan yazar bu oyunu yazarken, hayran olduğu büyük usta Mimar Sinan’ın da bir insan olduğu, herkes gibi duyguları olduğu ve hatta kendisi gibi bir insan olan Sultan Süleyman ile oyununda anlattığı gibi görüşmeler yaptığı kurgusu ile hayal gücünün sınırlarını zorluyor ve önsözde şöyle sesleniyor bizlere:
*
“Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır,
Olmaya baht-u saadet dünyada vahdet gibi.” - Muhibbî
*
Muhibbî, Kanuni Süleyman’ın mahlası: Muhabbeti bol, “Seven” demek. Kendine şiirlerinde takma ad olarak bu sözcüğü seçmesinin özel bir nedeni olmalı. Sultanına “Hûrrem” adını uygun görmüş: Mutluluğunu gösteren, sevinçli, “Sevildiğini bilen” anlamına geliyor. Büyük dedesi Fatih Sultan Mehmet; “Nizam-ı Âlem” yasasının sahibi Ulu Hakan, kendine “Avnî” mahlasını almış: “Yardım eden” demek. Bu tercihler, kişiliklerinin de aynası. Sultan Süleyman sevgiyi yeğlemiş, yardımı değil… Her ikisi de mutlak bir iktidarın tek temsilcisiydi. Korku dolu bir saygının doruğunda oturdular. Evet; güçle, zorla saygı olur… Saltanat; yukardan yardım etmeye çok elverişli bir mevkidir
Ya muhabbet ya sevilmek?.. Ya,