evrim vel

hem ayıplanacak hem tapılacak. aşırılıkları lanetlenecek ve romantikleştirilecek. gerçek en sonunda, çalışmalarında görülecek; sanatçının ete kemiğe büründüğü eserlerinde. insanoğlu bunu yargılayamaz. çünkü sanat tanrı’yı söyleyen bir şarkıdır ve nihayetinde yine o’na aittir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
kötümser olduğum zamanlarda sanatın anlamını bile sorgular olmuştum. kimin içindi? tanrı’yı mı tasvir ediyorduk? kendi kendimize mi konuşuyorduk? nihai amacımız neydi? yana yakıla dürüstlük ararken kendi içimde dürüst olmayan bir şeyler bulmuştum. neden kendimi sanata adayacaktım ki? bir aydınlanma vaat etmiyorsa o kalabalığın içine bir şeyler sokuşturmaya ne gerek vardı? robert bu içsel hezeyanlarıma tahammül edemezdi. o, sanatsal güdülerini sorgulamazdı; ben de onu örnek alarak, önemli olanın sadece çalışmak olduğunu anladım. şiir için, tanrı tarafından gönderilmiş kelimeleri, resim içinse, bir kağıdın üzerine o’nun seyrini tasvir edecek renk ve şekilleri işlemek gerekiyordu. yaratırken iman ve icranın mükemmel dengesine ulaşmaktı olay. bu ruh haliyle, yaşama güç veren ışığa ulaşılabilirdi.