“Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin, saf bir yüzümüz vardır. İçimizde evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur. Ama yavaş yavaş, bizi, ana babalar yer, okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir. Sindirildiğimiz zaman, tıpkı ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız. Pancardan almamız gereken esas ders şudur: İnsan, yanağındaki ilahi renge, içindeki doğal pembeliğe sarılmalı; yoksa kahverengiye dönüşür.”
“İyilik-kötülük hikayesi her zaman sahtedir. Evrende olsun, ruhlarımızda olsun, yer alan olay; kötülüğe karşı iyilik değil, eskiye karşı yeni, daha doğrusu, modası geçmişe karşı kaderdir.”
“En yoğun ruhsal yaşantılar, zamanın askıya alınmasını gerektirmektedir. Zamanın dışında olma duygusu, zamansız olma duygusu, hem meditasyonun, hem ilahi şarkılar söylemenin, hem hipnotizmanın, hem de uyuşturucu kullanmanın belkemiğini oluşturmaktadır. Daha kısa ve daha az anlaşılır olmasına rağmen, cinsel orgazm anında da, zamansız ve egonun bir kenara bırakıldığı (ego, uzayda değil zamanda yer alır) bir durum yaşanır. Orgazmın bu kadar güzel olmasının nedeni de budur. Sarhoşlar bile, kendi basit ve kaba yollarıyla, yine zamansızlığı aramaktadırlar. Alkolizm de kusurlu bir ruhsal özlemdir.”
“Yalnız tek nöronlar bitki ve çiçeğe benzemekle kalmaz, beynin kendisi de botanik bir varlık görünümündedir. Bir sapı, embriyonik büyümede açılan bir tacı vardır, tıpkı bir güle benzemektedir.”