"Yahudi'nin gözü yok mu? Yahudi'nin elleri yok mu; organları, boy posu, duyuları, duyguları, heyecanı yok mu? Aynı yiyecekle beslenmiyor mu, aynı silahla yaralanmıyor mu, aynı hastalıklara yakalanmıyor mu, aynı yollarla iyileşmiyor mu, aynı kışın ve yazın üşüyüp ısınmıyor mu? Farkı ne Hıristiyan insandan? Etimizi kesince bizim de kanımız akmaz mı? Gıdıklanınca gülmez miyiz? Zehirlenirsek ölmez miyiz? Peki ya bize haksızlık ederseniz öcümüzü almaz mıyız? Her şeyde size benzediğimize göre, bunda da benzeyeceğiz tabii. Yahudi Hıristiyan'a haksızlık edince, karşılığında göreceği iyilik ne? İntikam! Hıristiyan Yahudi'ye haksızlık ederse, Hıristiyan örneğine göre karşılığı ne olmalı? İntikam tabii! Hainlik etmesini sizden öğrendim, yine size uygulayacağım."
“Aralarında, yalnızlığımızdan kaçmak in en radikal girişim aşk denen şu ünlü şeydir. Bir başkasını, kendi olduğumuzdan öte, öteki olmayı, ötekinin varlığıyla kaynaşmayı da arzuladığımız oranda severiz ve gerçekten, ötekinin varlığını kendi varlığımızla bir gibi duyarız ve ötekini elimizden alırlarsa, sanki bizi öz varlığımızın yarısından yoksun bırakıyorlarmış gibi gelir, üstelik bize en önemliymiş gibi gelen yarısından. Yarinden yoksun kalan aşık çelişkili bir konumda bulur kendini: Ondan kendi varlığını alıp da sevgilisininkini bıraksalar daha iyi olurmuş gibi gelir. Bu nedenle Shelley yarine diyordu ki: “Sevgilim, benden üstün bir bensin sen!” ”
“...beni kuru bir ağaç kovuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka bir işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum.”