EYLEM ANA KÜÇÜK

EYLEM ANA KÜÇÜK
@eylemana
Okur Susar Dinler Anlar Susar Aşk Ece Umut
13 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
"Hayır gerekmiyor. Zaman toprak gibidir, yaşananların üzerini örter, örter en sonunda da yaşanan her şey o derinliğin altında gömülüp gider. Tarih boyunca nasıl büyük acılar çekildi, düşünsene. Hepsi için bir damla yaş akıtacak olsan ömrün ağlamakla geçer. Oysa bak, mutluluklardan, aşklardan, cilveleşmelerden, cümbüşlerden, kahkahalardan, sevişmelerden hiçbir şey kalmadı bize. Hiçbir tarihçi saadet hikâyesi anlatmaz. Biz neden yalnızca kederlere sahip çıkacakmışız ki?"
Sayfa 62 - Doğan Kitabevi·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
O an
"Çoğu depremde öldü. Bin sene yaşasam da o uğursuz ikin-diyi unutmayacağım. Toprak kudurmuş, yer yarılmıştı. Hayatımda böyle bir şeyi ne gördüm ne duydum. Toprağın karnı yarık yarık olmuş, zemin girdap gibi dönüp duruyor, evleri, hayvanları, insanları, inek arabalarını, ağaçları içine çekip yutuyordu. Yemin ederim o manzarayı gören kimse akıl sağlığını koruyamazdı. İki kavak boyunca toz kalkmıştı. Tozlar bulutlara kavuşmuştu. Yer deli bir dana gibi sırtındaki her şeyi sağa sola savuruyordu. Ah, o gün ölüm nasıl da iştah-lı bir hayvandı, anlatamam sana. Çocuktum. Henüz uçmaya başlamıştım ve kanatlarım olduğu için ne kadar şanslı olduğumu o zaman anlamıştım. Ya da insanların kanatlarının olmayışının nasıl bir lanet olduğunu..."
Sayfa 60 - Doğan Kitabevi·Kitabı okudu
Belli belirsiz fikir sahibi olmaktan başlayıp dokunabilmeye kadar uzanan bir yolda yürümekti anlamak. Dokunmak, bir insanın bu dünyayı anlayabileceği son aşamaydı. Bunun bir üstündeyse sevgi yer alırdı. Orada artık bir şeyi anlamanın anlamı kalmazdı. Anlamadan da sevebilme aşamasıydı o. Bir şeyi anlamadan sevebilmek ne güzeldi. Dünyayı çözmeye, açıklamaya çalışmadan, bütün karmaşasıyla sevebilmek...
Sayfa 25 - Doğan Kitabevi·Kitabı okudu
İçimizden geçen sözler
İyilik ve kötülük kuşkusuz vardı ve genelde onları birbirinden ayıran şeyler kolayca açıklanırdı. Ama sorun kötülüğün içindekiyle başlıyordu. Örneğin görünüşte gerekli olan bir kötülük ve görünüşte gereksiz olan bir kötülük vardı. Cehenneme düşmüş bir Don Juan vardı, bir de çocuğun ölümü vardı. Çapkının cezaya çarptırılması ne kadar adilse, çocuğun ıstırabını anlamak o kadar zordu. Ve yeryüzünde bir çocuğun acısından, o acının beraberinde getirdiği dehşetten ve bunu açıklamak için bulunacak nedenlerden daha önemli hiçbir şey yoktu aslında. Hayatın geri kalan bölümünde Tanrı bizim için her şeyi kolaylaştırıyordu ve böylece din işe yaramıyordu. Oysa şimdi Tanrı bizi köşeye sıkıştırmıştı. Vebanın duvarlarının dibindeydik ve duvarların ölümcül gölgesinde yararımıza olanı bulmamız gerekiyordu. Rahip Paneloux duvarın üstüne tırmanmayı, kendisine sağlayacak kolaylıkları bile reddediyordu. Çocuğu öteki tarafta bekleyen güzelliklerin sonsuzluğu ıstırabını telafi edecektir demek rahip için kolay olurdu, ancak bununla ilgili hiçbir şey bilmiyordu. Sonsuz bir neşenin bir an için insanın acısını telafi ede-bileceğini kim ileri sürebilirdi? Bu bir Hıristiyan olamazdı; kollarında, bacaklarında ve ruhunda acıyı tanımış bir Efendisi olan bir Hıristiyan olamazdı bu kesinlikle. Hayır, rahip çarmıhla simgelenen bu işkenceye sadık, bir çocuğun acısıyla yüz yüze kalarak, köşeye sıkışmış olarak kalacaktı. Ve kendisini o gün dinleyenlere hiç korkmadan şöyle diyecekti: "Kardeşlerim, o an geldi. Ya topyekún inanmalı ya da topyekûn yadsımalı. Peki aranızda kim her şeyi yadsımayı göze alabilir?"
Sayfa 222 - Can·Kitabı okudu