İyilik ve kötülük kuşkusuz vardı ve genelde onları birbirinden ayıran şeyler kolayca açıklanırdı. Ama sorun kötülüğün içindekiyle başlıyordu. Örneğin görünüşte gerekli olan bir kötülük ve görünüşte gereksiz olan bir kötülük vardı. Cehenneme düşmüş bir Don Juan vardı, bir de çocuğun ölümü vardı. Çapkının cezaya çarptırılması ne kadar adilse, çocuğun ıstırabını anlamak o kadar zordu. Ve yeryüzünde bir çocuğun acısından, o acının beraberinde getirdiği dehşetten ve bunu açıklamak için bulunacak nedenlerden daha önemli hiçbir şey yoktu aslında. Hayatın geri kalan bölümünde Tanrı bizim için her şeyi kolaylaştırıyordu ve böylece din işe yaramıyordu. Oysa şimdi Tanrı bizi köşeye sıkıştırmıştı. Vebanın duvarlarının dibindeydik ve duvarların ölümcül gölgesinde yararımıza olanı bulmamız gerekiyordu. Rahip Paneloux duvarın üstüne tırmanmayı, kendisine sağlayacak kolaylıkları bile reddediyordu. Çocuğu öteki tarafta bekleyen güzelliklerin sonsuzluğu ıstırabını telafi edecektir demek rahip için kolay olurdu, ancak bununla ilgili hiçbir şey bilmiyordu. Sonsuz bir neşenin bir an için insanın acısını telafi ede-bileceğini kim ileri sürebilirdi? Bu bir Hıristiyan olamazdı; kollarında, bacaklarında ve ruhunda acıyı tanımış bir Efendisi olan bir Hıristiyan olamazdı bu kesinlikle. Hayır, rahip çarmıhla simgelenen bu işkenceye sadık, bir çocuğun acısıyla yüz yüze kalarak, köşeye sıkışmış olarak kalacaktı. Ve kendisini o gün dinleyenlere hiç korkmadan şöyle diyecekti: "Kardeşlerim, o an geldi. Ya topyekún inanmalı ya da topyekûn yadsımalı. Peki aranızda kim her şeyi yadsımayı göze alabilir?"