Bu sevda değil, Kınalı Yapıncak, diyordum, bu biraz ince bir gönül oyuncağı, dudaklarımızın bir eğlencesinden ibaret. O vakit benim için belki de öyleydi. Fakat bir şaka, bir yalan, bir eğlence gibi başlayan bu sevda bir gizli zehir gibi dudaklarımdan kalbime indi.
- Biz birbirimizi sevmiyoruz Lâmia bana inan küçüğüm...
Sade küçük bir sergüzeştle gönlümüzü, gözlerimizi, dudaklarımızı eğlendirdik. O kadar. Bir hatıra için dökeceğin üç beş damla yaşı ıstırap sanma. Şimdi kendi dudaklarınla bana cevap ver. Beni sevmiyorsun değil mi Lâmia? Bu sadece masum bir gönül eğlencesinden ibaret.
- Ben bundan sonra sade bu eğlence için yaşamak istiyorum Kenan Bey...
Sevdayı size kalpte doğup ölen bir şey diye öğretiyorlar Kınalı Yapıncak... Ne fena, ne yanlış bir fikir... Sevdanın kalple hiçbir alakası yok... Sevda yalnız dudaklarda doğup yaşadıkça bir saadet olur... Onun dudaktan kalbe zehir gibi işlemesine meydan vermemeli... Ben çiçeklere "toprağın sevdası" derim Kınalı Yapıncak... Onlar da toprağın dudağında birer buse olarak açılıp sönüyorlar... Hangisi toprağın kalbine gitmeyi düşünüyor?
Benim zavallı cahil Kınalı Yapıncak'ım...
Bilmelisin ki, bu geçici yaz sergüzeştine bütün güzelliğini, bütün tadını veren yakında ayrılmak, belki artık birbirimizi hiç görememek kanaatinden başka bir şey değil...
Bu üç aylık küçük eğlence bütün bir hayatı baştan başa kaplayan uzun, derin sevdalardan daha tatlıdır.