İçimdeki bildik Âdem’di sanırım; Tanrı’nın buyruklarına ilk isyan eden o ilk babamımızın gölgesiydi. İnsan en tuhafıydı yaratılanların; doymak bilmez, hoşnut kalmaz, Tanrı’yla ya da kendiyle asla barışık olmayan, günlerini huzursuzluk ve boş gayretlerle geçiren, geceleri kasıtlı ve yanlış arzuların nafile düşleriyle dolu.
Sonuna doğru, ufak tefek, pörsümüş , dişsiz bir yaşlı kadındı artık; ama hep harika kadın olarak kaldı ve sonuna değin yüreğimi yüreğinin içinde taşıdı.
Biz diri diri gömülenlerdik, yaşayan ölülerdik. Tecrit bizim mezarımızdı ve orada bir seans sırasında tıkırdayan ruhlar gibi fırsat bulduğumuzda yumruklarımızla konuşuyorduk.
Öğrendiğim telafi mekanizmalarından birisi. İnsan güçten düştükçe acıya duyarlılığı da azalıyor. Canın daha az yanıyor, çünkü can yakacak şey azalıyor. Ve güçten düşmüş kişi de artık daha yavaş biçimde güçten düşüyor.