Yeniden başlamaktan, değişmekten korkmaktayız, çünkü kimsenin bizi biz olduğumuz için seveceğine inanmamaktayız. Bu yüzden, tahrip edici oyunlarımızı oynamaya devam ederek, bize daha iyi oynamayı öğretenlerin iyi öğretmenler olduğunu, ki psikoterapistler de buna dahildir, iddia ederiz.
Erkekler, sürekli yenilgi kabusları gördüklerinden sinirli, saldırgan ve kötü tavırlar içindedir; kadınlar ise erkeğin kahramanlık tutkusuna destek vererek, hem onları hem de kendilerini yıkmaktadırlar.
Gerçekten samimiyet aramak yerine, hayranlık hedeflemekteyiz. (…) Bu sayede kimse kimseye dokunmaz, kimse incinmez, ama ne yazık ki içimiz de boş kalır.
“Sevgilerine” bağımlı olduğumuz insanların isteklerine taviz vermeyi çok küçük yaşlarda öğrendik. Üzerinde fazla kafa dahi yormadan, özgürlüğü itaatsizlikle eş tutmayı öğrendik. Bunun sonucu olarak, özgürlüğü korku ve endişe duygularıyla beraber hissetmekteyiz.