İnsan, çektiği ızdırap nispetinde zevk duyar: Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o kadar zevk alır.
"Ben yine de kendi hazlarımı insanoğlunun ittifakla verdiği hükümlerden önemsiz görmeyeceğim. Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. Şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmem gerekmez. Hoşlandığım ya da hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edecek değilim."
'Uzak Asya' dan gelip Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket.. sizin! Afiyet olsun efendiler!' demekten bıktım, bıktık, anlıyor musun, orada mısın Türkiye,
“Marc dinliyor, kafasında kazan kaynıyor, kalbi sıkışıyordu; kesinlikle aptal olmayan sağduyu sahibi insanların nasıl böyle bir sapkınlık içinde olabileceğini anlayamıyordu. Böyle bir mantık umutsuzluğa götürüyordu onu, doğuştan gelen cehaletten daha korkunç bir şeyler hissediyordu burada: sürüp giden budalalıkların birikmesi, halkın önyargılarının derinleşmesi ve tabakalaşması, boş inanç ve efsane virüslerinin yığılması ve bunların aklı yıpratmaları. Sağlıklı bir yola girmek için ne yapmak gerekiyordu, zehirlenmiş bu zavallı halka entelektüel ve ahlaksal sağlığı nasıl geri verilecekti?”