Para, şeref, mevki, iktidar ona en hüzünlü putlar gibi gelir. Erkeklerin ezici çoğunluğu bunlar uğruna kendine yabancılaşır; bilgiçler, önemli kişiler, burjuvalar, kocalar, içlerindeki bütün yaşam ve hakikat pırıltısını söndürürler. Önyargıların, öğrenilmiş duyguların zırhına bürünmüş, toplumsal rutinlere itaat eden kişilikleri bir boşluktan ibarettir; bu ruhsuz yaratıkların doldurduğu dünya bir can sıkıntısı çölüdür.
Her şeyden önce kadının kendisini yeniden bulması, erkeğin genel olarak kadın hakkındaki -sorunlu olmanın da ötesine geçen- görüşünün kendisini mahkum ettiği cehennemden -onun yardımına başvurmadan- geçerek kendini tanımayı öğrenmesi gerekir.
Kadınlar bu dünyada aşkı ve mutluluğu yaşamak istemektedir. Onları cezalandırmak için birinin canı, diğerinin ruhu alınır. Bir kez daha “Ne adına?” diye soracak olursak, yazar kibirle “Hiç adına” diye yanıtlar.