Birçok insanın ben konuşurken yalnızca söylemek istedikleri bir sonraki şeyi hazırladıklarını hissederdim ama bu hissi onunla yaşamıyordum. Bazen ben konuşurken sanki söylediğime olan ilgisinin şiddeti kendini ağzından dışa vuruyormuş gibi ani bir ses çıkarıyordu. A! diyordu mesela. Ya da; çok doğru!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Üzerime bir tür huzur çökmüştü, acaba Tanrı'nın işi mi diye merak ettim. Tanrı maddi bir biçimde var olduğundan değil; daha ziyade, maddi bir gerçekliğe sahipmiş gibi gelmeye başlayacak kadar yaygın, paylaşılan bir kültürel pratik olarak var olduğundan; tıpkı dil ya da toplumsal cinsiyet gibi.
Beklemek gün geçtikçe beklemek gibi değil de hayatın ta kendisi gibi gelmeye başladı: Hayat, beklediğiniz şey gerçekleşmemekte ısrar ederken dikkatinizi dağıtmak için yaptığınız işlerdi. İşlere başvurdum ve seminerlere gittim. Hayat akıp gitmeye devam etti.
Mahremiyetim sanki vücudumu saran koruyucu bir bariyermiş gibi, kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Kimsenin asla dokunmamış ve algılamamış olduğu bir iç dünyaya sahip özerk ve bağımsız bir insandım.
Acı çekiyor olmak beni özel kılmayacaktı. Bu konuda konuşmak, hatta yazmak bile acı çekmeyi yararlı bir şeye dönüştürmeyecekti. Hiçbir şey dönüştürmeyecekti.