Aslında çoğu kişi, özellikle de kadınlar, feminist hareket sanki salt olumsuz bir isyanmış, olumlu hiçbir etkisi olmamış gibi davranır. Oysa kadınların bedenlerinden nefret edişine, yaşamlarını tehdit eden yeme bozukluklarına, bedenlerimizin sağlığına zarar veren tehlikeli estetik ameliyatlara dair kültürel farkındalığı artıran feminist hareketti.
Başka birilerine dönüşürsek, köşe başında sevginin bizi beklediğine inandığımızda, hayatımızı o köşeyi dönmeye çalışmaya heba ederiz. Kendinden nefret etmek işte böyle hayata geçer. Kadınların kendini sevmesi kendini kabul etmekle başlar.
Kadınlar doğuştan başkalarını besleyip büyütme becerisine sahip değillerdir, nasıl büyüteceklerini veya büyütüyormuş gibi yapmayı öğrenirler. (...) Kimse erkeklerin doğaları gereği başkalarını besleyip büyütmeye yetkin olduğuna inanmaz ama bu cinsiyetçi sterotip, kadın kimliğine dair kültürel algıları şekillendirmeye devam ediyor.
Gerçekten de erkeklerin ve kadınların sevgi değil iktidar özlemi çekmelerinin daha muhtemel olduğu bir çağda yaşıyoruz. Hepimiz iktidar özlemimiz hakkında konuşabiliriz. Sevgi özlemimizse gizli kalmalıdır. Bu özlemi dile getirmek, zayıf, hassas kadınlardan sayılmamız anlamına gelir.