Ayşe Y., Tatar Çölü'ü inceledi.
 4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

(İnceleme yeniden yazılmıştır.)
DROGO’YA,
Tatar Çölü’nü yeniden okurken adım adım yaşadığın her ana şahitlik ettim... Sen yaşadığın kenti, anneni, arkadaşlarını ve tüm sevdiklerini “bir eylül sabahı” terk ederken yanındaydım. "Yıllardan beri hep bu anı, gerçek yaşamının başlayacağı bu günü” beklemiştin, sezmiştim bunu. Başlangıçlar her daim heyecan verir insana, heybende güneşli günlerin beklentileri, yeni dostlukların hevesleri, dolu dolu yaşanacak bir hayatın heyecanları vardı, halinden bildim… Gerçi sana hayat veren yazar “terk etmek” fiilini bilinçli mi seçti acaba?” diye bir an tereddüt geçirmedim değil. Sonra senin gidişin için sonbaharın seçilmesi, sonbaharın da ayrılığı, hüznü filan çağrıştırması da kafama takıldı, ama ben yine de umutlarına yoldaşlık etmeyi seçtim, başka türlüsü olamazdı zaten, sen öyle hayat ve heyecan doluydun ki benim başka türlü düşünmeye hakkım yoktu.
Sonra yolculuk başladı, senin kafanın içinden geçenleri duyabiliyordum yazar sayesinde.:) Yolun başında yakın olarak gördüğümüz Bastiani Kalesi’nin aslında zannettiğin kadar yakın olmadığını fark ettiğinde gözlerinde ilk hayal kırıklığını gördüm, ama önemsemedim. "Olsun, uzak olsun, ne çıkar, yollar aşılmak için değil midir?" dedim kendi kendime, sen de öyle düşünüyordun. Sonra Yüzbaşı Ortiz’le karşılaştık. Pek iç açıcı bir sohbet yaptığınızı söyleyemem. Senin heyecanlı hallerine karşın onun donuk bir yüz ifadesi vardı ve sana da pek yardımcı olmadı aslında. Sen Ortiz’e sordun: " Kalede insanın canı sıkılmıyor mu, yüzbaşım?” Ortiz’in kayıtsızca “İnsan alışıyor.” diye cevap vermesi zihninde ilk soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu ama heyecandan bunu da çok önemsemedin.
Kaleye ulaştığında hiçbir şey hayal ettiğin gibi değildi, bunu biliyorum. Geri dönmek, bazılarının yaptığı gibi oradan ayrılmak için bir süre mücadele ettin, ama sonra yavaş yavaş alışkanlığın tatlı rehaveti tüm bedenini sardı. Alışkanlıkların Bastiani Kalesi’ni senin için aşamadığın bir hapishaneye dönüştürdü. Kanına işleyen alışkanlıklar ve monoton hayatın kendince ritmi zamanla kanına işledi. Öyle ki “kale”nden biraz uzaklaştığında onu arar, özler hale geldin.
Bir keresinde "odanda hüzünlü ve yitmiş bir biçimde, bir lambanın ışığında yatağının kenarında otururken" görmüştüm seni. "Gerçek yalnızlığın" ne olduğunu o zaman anladım. “Çirkin olmayan, tamamen lambri kaplı bir oda, geniş bir yatak, bir masa, pek rahat olmayan bir divan, bir dolap”tan ibaret odanda kendi dünyana gömülmüş bir şekilde yaşamaya çalışıyordun. Seni “bekleyen yaşamı düşünüyor, kendini bu dünyaya, bu dağlara, bu yalnızlığa yabancı hissediyordun” sanki. "Annene mektup yazmaya başladın sonra, birden kendini çocukluğundaki gibi hissettin. Yapayalnız bir fenerin ışığında, artık kimsenin seni görmediği bir anda, tanımadığın bir kalenin ortasında, evinden uzakta, bildik ve güzel şeylerin hepsinden uzakta, en azından yüreğini tamamen açabilmenin bir teselli olacağını" düşünüyordun. Olmadı, yazmak da, "saatleri unutacak kadar okumak" da, dostların da, kasabadaki küçük eğlenceler de teselli olmadı yalnızlığına. Geri dönmek de mümkün olmadı, kabullendin ve “Bastiani Kale”nin duvarlarını aşamadın, kendine yabancılaştın, hüzün, yalnızlık ve melankoli seni esir aldı. Gidenler vardı oysa, sen kalmayı seçtin. Seçim senin seçimindi. Ben yanında sessiz sedasız seni izlerken, tüm hayal kırıklıklarına teker teker şahitlik ederken, senden çok şey öğrendim. Yazarına ve sana çok teşekkür ediyorum...

Benim senden öğrendiklerime gelince: Ömrümüz aslında hep bir şeyleri beklemekle geçiyor, taa çocukluk yıllarımızdan itibaren mutlulukları beklemeye şartlandırılıyoruz adeta. Ânı fark etmek, ânın tadını çıkarmak yerine hep belirsiz olan bir şeyleri bekliyoruz ve mutluluğun o beklenilen şey gerçekleştiğinde yaşanılacağına inanıyor, bu şekilde kendimizi teselli ediyoruz. Oysaki zamanımız sınırlı ve geçen her saniye aleyhimize işliyor, hayat kaçıyor, yaşanmadan, yaşanamadan, bekleyerek geçip gidiyor. Yazar romanda metaforik bir anlatımı tercih ediyor. İnsanın hayatta heyecanını yitirmesiyle birlikte sıradanlaşan, monotonlaşan, birbirinin aynı haline gelen günlerinin onu nasıl yavaş yavaş tükettiğini, ruhunu nasıl boşalttığını anlatıyor bize. İnsana, insanlığa bir uyarı yapıyor aslında. Monotonluk bir zehir gibi girer insanın kanına. İnsan, rahatlığa, alışkanlığa esir düştüğünde bu durum onun içine kapanıp kaldığı bir kaleye dönüşür adeta. Aslında bu kalenin surlarını aşmak başlangıçta kolay gibi görünür, ama zaman geçtikçe insan daha da gömülür kendi kalesine ve sonunda içinden çıkamaz hale gelir.
Buzzati, insan ruhunu iyi tanıyan bir yazar ve romanıyla bizleri alışkanlık tuzağına düsmememiz konusunda nazik bir şekilde uyarıyor. Etrafımızda bizi bundan alıkoyan onca engel varken hayatın anlamını keşfedip kendimizi aşmak, beklemek yerine faaliyete geçip şartları değiştirmek hiç kolay değil. Ama her şeye rağmen harekete geçmek ve makus talihimizi yenmek "bizim elimizde" yeter ki bu farkındalıkla yaşamayı öğrenelim. Anahtarlar içimizde...

Not: Yazıda yer yer kitaptan alıntıları kullandım, bu alıntıları tırnak içinde verdim. Akışı bozmamak adina sayfa numaralarını belirtmedim, ancak yaptığım tüm alıntılar sayfamda mevcuttur.



BU KİTAP HAKKINDA YAZDIĞIM DİĞER İNCELEMEMİ ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIMLA BLOGUMDAN OKUMAK ISTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...-uzerine-dusunceler/

Mark Twain:)
“Ekim. Borsaya yatırım yapmak için özellikle tehlikeli bir ay. Diğer tehlikeli aylar: Temmuz, Ocak, Eylül, Nisan, Kasım, Mayıs, Mart, Haziran, Aralık, Ağustos ve Şubat.”

Doğu Türkistan kronolojisi
...
1949- Eylülünde Çin Komünist Parti ordusu Doğu Türkistan a girdi
1950- Nisan ayında yaklaşık 20 000 insan Osman Batur liderliğinde Kumlu da Çin işgalini protesto etti. Protesto daha sonra iki yıl süren bir gerilla savaşına evrildi.
1954-1955 Hoten ayaklanmaları gerçekleşti
1958-1961 Mao nun '' Büyük Atılım '' ekonomik planı ile Tarım kolektifleştirildi, endüstriyel üretime ağırlık verildi. Yürürlükten kaldırıldığında 20 ila 30 MİLYON insan açlık ve kıtlık sebebiyle hayatını kaybetmişti
1959- Sovyet uzmanları yardımıyla Doğu Türkistan toprakları içerisinde bulunan Lop Nur' da nükleer deneme üssü kuruldu.
1959- 24 000 Uygur Aksu' nun Bay ve Tokum bölgelerinde Çin devletinin sözde eşitlik uygulamaları sebebiyle açlıktan öldü
1962- 10 000 Uygur Kaşgar ın Payziwat bölgesinde açlıktan öldü
22 EYLÜL 1969- Çin doğu Türkistan da 250 kilodan ağırlığında TNT ihtiva eden onuncu bombasını patlattı
5 Nisan 1990- Bar'ın katliamı.
12 Eylül 1990- Hoten in Karakaş ilçesinde 18 700 müslüman kadın zorla kısırlaştırıldı
5 Şubat 1997- Gulca katliamı
... Günümüze kadar baskılar giderek arttı ve hala devam ediyor. Uygur Türkleri sosyal, siyasi, ekonomik ve dini yönden sürekli bir ayrımcılığa uğramakta ve en basit hakları bile ihlal edilmektedir
(Çin e karşı ayaklanmalar 1931 e kadar uzanıyor)

Mostar dergisi, Sayı 159

HeRZe, bir alıntı ekledi.
 9 saat önce · 8/10 puan

Her şey, ama her şey eskiye kaldı
Vakit yok bir daha yemyeşil eylül tramvaylarına...

Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Sayfa 584)Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Sayfa 584)
§, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

Almanya'nın Türkiye'yi işgal planından vazgeçmesi
Diğer yandan, Almanya, Eylül ayında, Türkiye'ye yönelik bir saldırı planı hazırlamıştı. Amaç, İngiltere'nin Akdeniz'deki güvenliğini sarsmak, Libya'dan Mısır'a doğru ilerlerken, Suriye üzerinden de Türkiye'yi işgal etmekti. Bir yandan da, Türkiye'ye Balkanlar'dan, Bulgaristan üzerinden bir saldırı planlanmıştı. Ancak bu planlardan, henüz hazırlık safhasında olan Barbarossa Harekatı'nı, yani Sovyetler Birliği'ne saldırıyı geciktireceği düşüncesi ile, vazgeçilecektir.

Türkiye`de Milli Şef Dönemi, Cemil Koçak (Sayfa 512 - İletişim Yayınları)Türkiye`de Milli Şef Dönemi, Cemil Koçak (Sayfa 512 - İletişim Yayınları)
mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

bir karıştıran var kızların gözlerini
yıldız alacasından leylak m oruna
bazılarına sırm alı bir ateş üfleniyor
içisıra kor yongası kıvılcım lar
bir karıştıran var kızların gözlerini
dumanlı bir eylül akşam ı loşluğuna
bazısında şimşek çakıntıları işleniyor
uzaklarına düşen sessiz yıldırım lar
bazıları okyanus diplerinin sonsuzluğudur
köpekbalıkları geçer hışımla karanlığından
fosforlu yansım alar bırakıp arkasında
bazıları koyu bir yalnızlıkla doludur
eğilip kim bulacak olsa boğulur
saplanacak bir karın boşluğu aranan
çıplak süngüler parıldar bazısında

Tutuklunun Günlüğü, Attila İlhan (Sayfa 45)Tutuklunun Günlüğü, Attila İlhan (Sayfa 45)
Filiz, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okuyor · İnceledi · Beğendi

evet her sey çüŕüyor her şey...insanlarda çürümeyecekler mi?

Eylül, Mehmet RaufEylül, Mehmet Rauf
Filiz, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okuyor · İnceledi · Beğendi

Biliyor musun,sen de, sen de onlardansin
Bense birsey zannetmistim...

Eylül, Mehmet RaufEylül, Mehmet Rauf
Filiz, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okuyor · İnceledi · Beğendi

Ama nasıl yaşıyorlar yarabbim.sevmeden sevilmeden nasıl yaşanıyor?

Eylül, Mehmet RaufEylül, Mehmet Rauf

Ahlak, millet yapısının temelidir. O olmadan hiçbir şey olmaz.

Çınaraltı, 7. sayı, 20 Eylül 1941

~ Hüseyin Nihal Atsız ~