Çocuklar
BU EĞİTİM DEĞİL... İnsana olmadığı bir kimliği yüklemeye çalışmak eğitim değildir. Yıllarca süren çabalar bazen güzel sonuçlar verse de çoğu zaman herkes aynı yere ulaşamaz. Adil bir eğitim beklentisi içinde çocuklar, kendi içlerindeki yetenekleri ve umutları yeşertemeden büyüyor. Nice fikir, nice hayal daha filizlenmeden susturuluyor; nice çocuk, kendisine biçilen kalıplara boyun eğmek zorunda kalıyor. Oysa olması gereken, her bireyin kişiliğini ve yeteneklerini merkeze alan bir eğitim anlayışıdır. Çünkü gerçek eğitim, insanı başkasına benzetmek değil; kendi potansiyelini keşfetmesine ve geliştirmesine yardımcı olmaktır. "Her çocuk aynı kalıba sığmak zorunda değildir. Eğitimin görevi kalıp üretmek değil, yeteneği keşfetmektir." Olması dileğiyle... Eylül Suat Ökmen
Hayata Dair
GALAT-I MEŞHUR… Şimdilerde pek kullanılmayan ve buna bağlı olarak da anlamı çok bilinmeyen eski bir deyim… Günümüz Türkçesindeki tam karşılığı ise, “meşhur yalan”. Çok yaygın ama aslında doğru olmayan bir söz, deyim veya slogan. Ancak geniş halk kitlelerince öylesine kabul görmüş ve doğruluğuna inanılmıştır ki artık bunun bir yalan olduğuna kimseyi inandırmak mümkün değildir. Hatta yalan olduğunu iddia etmek bile cesaret meselesidir. Yani “yalan” kutsalı olmuştur artık kitlelerin. Bu kitapta, 12 Eylül Müdahalesi ve Kenan EVREN hakkındaki “galat-ı meşhur” seviyesine çıkmış söylem ve inançlar irdelenmektedir.
Reklam
Toplumsal çürümenin aslında bireyin iç dünyasında başlar. Bir toplumun adaleti zayıfladığında, vicdanı sustuğunda ve samimiyeti kaybettiğinde, bunun etkisi yalnızca kurumlarda değil; insanların ruhunda da hissedilir. Çünkü toplum, onu oluşturan bireylerin aynasıdır. L Eylül - Mehmet Rauf
Tozlu Bir Zamanı Taşıyan Cebimde yıllardır taşıdığım birkaç kelime vardı, Bir de içime çökmüş ağır bir taş. İkisi de sessizce düştü Ömrümün dibini göremediğim kuyusuna. Uzun süre ses çıkmadı. Sonra halkalar büyüdü suda, Büyüdükçe sustum. Bir çocuk geçti yolun kenarından. Yüzünü çıkaramadım. Belki adını da biliyordum bir zamanlar, Şimdi hiçbir şey kalmamış. Pencereleri zorlayan şey rüzgâr değildi. Bunu sonradan anladım. İnsanın içine bazen ansızın dolan O kocaman boşluktu. Uzakta bir kapı gıcırdadı. Kimse yoktu evde. Yine de biri geçmiş gibi geldi; Bir odadan ötekine taşınan yalnızlık belki. Eğilip suya baktım. Gölgem dağıldı yüzeyde. Su bile yorgundu sanki, Durmadan akıp gitmekten.
Şiir
Yaşar Kemal'in izinde...
Eylül ayının başı. Havalar tam olarak soğumasa da, güneş aylar önceki gibi yakıcı değil. Yol boyu sıra sıra dizilmiş tarlalar var buralarda. Ne zaman başımı çevirip yolculuk etmekte olduğum araçtan bu tarlaları izlesem, aklıma Yaşar Kemal’in Çukurova topraklarından, tohumundan bahsettiği satırlar gelir. Ekim aylarında patates ekilir buralara. Yazın sıcak döneminde de toplanır. Yolun diğer yarısını da sıra sıra mandalina ağaçları takip eder. Mevsimlik işçiler gelir traktör ve minibüslerle. Cızlavet giymiş ayaklar tarlalarda dolaşır. Sebzeler öbek öbek toplanır o tarlanın içinde. Ayçiçekleri belirir az daha gidince. Yeryüzünü sarıya boyamışlar gibi güneşi yansıtır ve o çiçekleri gözlerimi alır. O kadar ayçiçeğinin arasında bir başıboş dikkatimi çeker. Güneşe yüzünü değil sırtını dönen. Gülüp geçerim. Her şeyin sonu gelmiş gibi kupkuru otlar biter bu tarlarda, ne bir insan, ne bir iz kalır. Hüzünlü bir havayla, sis çöker üzerine. Anlarım ki soğuk, sonra yine bahar gelir.
En cok sesini aradım. Gözlerinse asılı bıraktığım yerdeydiler hâlâ. Gözlerini sildi zaman. Dedim ya ... Eylül'dü... Cemal Süreya
Reklam
Reklam