" İnsan içine girmeden kalabalığı yaşamak"
Suat Süreyya'nın karısı. Necip de onlarla sıkı fıkı birlikte eve girip çıkan beraber gezen ısrarla evde alı konulan bekar bohem yaşayışı olan bir arkadaşları.
Necibin bu karı kocaya olan yakınlığı mutlu aile tablolarına olan hayranlığı sinsice , yavaş yavaş Suat'a aşka dönüşüyor.
Süreyya eşini Deniz tutmasına rağmen yelkenli Deniz merakı avcılık ile eşinden ayrı takılmalar, eşinin müziğe olan ilgisine lakayı davranıp necibin beraberce suat'la müzik konusunda vakit geçirmeleri gibi hatalar yüzünden aynı aile içerisinde gizli aşkları gittikçe derinleşiyor.
Önce bakışmalarla sonra sözlerle tutku halinde bu aşk gittikçe alevleniyor.
Konak'ta evin kızı Fatin'le mutsuz bir evliliği olan Hacer hoppa zıppa birisi ve Necip ile o da ilgileniyor.
Zaman Suat ve Necip bu imkansız tutkularından şüpheye düşseler de en sonunda birbirlerine itiraf ediyorlar ama süreyya'ya ihanet edip kaçmaya da vicdanları el vermiyor.
......
Bu bu hikayede masum ve mağdur gibi gözüken koca süreyya'nın çok büyük hataları vardır.
-Bohem bir yaşantısı olan arkadaşını ne kadar samimi olursa olsun bu kadar aile içerisine sokması.
-Eşinin müzik başta olmak üzere ilgisini görmezden gelip, Deniz tutmasına rağmen eşini sandala ava zorlaması.
-Aynı evin içerisinde eşinden arkadaşından hiç şüphelenmeyip hobileriyle gününü gün etmesi....
Kısacası aşk güzel elbet ama, haram bir temele oturmamalı.
Hepsinden önemlisi de ailenin bir mahrem alan olduğunu asla unutmamalı dost akraba arkadaşı bu alana sınırsız ve ölçüsüz şekilde sokmamalı.
"""" Ha bu arada roman psikolojik ilk önemli roman olmayı fazlasıyla hak ediyor. Duyguları
Asla sarmıyor 2. Şansı verdim ama olmuyor okutmadi kendini. Sonunu tahmin ettiğim için sadece sonunu okuyup geçerim gibi geldi bana. Benim oluşabileceğini bir tarz degil asla.
EylülMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202150bin okunma
Eylül – Mehmet Rauf | 8/10
Bu kitabı sevdim mi? Evet. Ama bazı şeylere de çok sinirlendim.
Öncelikle Necip karakteri beni inanılmaz rahatsız etti. Arkadaşının evinden çıkmıyor, sürekli onların yanında, sonra da arkadaşının karısına âşık oluyor. Bir noktadan sonra insanın aklına tek bir soru geliyor: “Arkadaşımın karısına karşı böyle hissediyorsam neden hâlâ bu evdeyim?” Git kardeşim, uzaklaş. Necip’in sürekli aynı ortamda kalıp sonra da vicdan azabı çekmesini çok samimi bulmadım.
Suat’a gelince… Başlarda kocasını seven bir kadın görüyoruz. Süreyya kötü bir adam değil, aksine iyi niyetli ve sevgi dolu biri. Bu yüzden Suat’ın Necip’e olan duygularının gelişimi bana tam geçmedi. Özellikle eldiven olayından sonra sanki Suat’ın kafasına “Bu adam bana âşık” düşüncesi yerleşiyor ve her şey o noktadan sonra büyüyor. Bu yüzden okuduğum şey büyük bir aşktan çok, fark edilen bir ilginin zamanla büyümesi gibi geldi.
Bir diğer sinir olduğum konu da Süreyya’nın hiçbir şey anlamamasıydı. Kusura bakmayın ama insan eşinin ruh hâlindeki değişiklikleri, evdeki havayı, bakışmaları hiç mi fark etmez? Bu kısım bana oldukça zorlama geldi. Yazarın Süreyya’nın gözünden daha fazla şey göstermesini isterdim.
Kitabın psikolojik yönü güçlüydü ama bana göre biraz fazla uzatılmıştı. Suat ve Necip’in iç sesleri bazı yerlerde susmak bilmedi. Aynı duyguları sayfalarca farklı cümlelerle okumak beni yordu. Bu yüzden Zehra’daki psikolojik etkiyi burada alamadım. Zehra beni daha çok sarsmıştı.
Yine de kitabın atmosferi çok başarılıydı. Son sayfalara doğru gelen o hüzün ve çaresizlik hissi uzun süre aklımda kaldı. En çok da Süreyya’ya üzüldüm. Çünkü roman boyunca belki de en masum kişi oydu ve olan bitenden habersizdi.
Kısacası Eylül benim için güzel ama kusursuz olmayan bir kitaptı. Etkiledi,
Harzemşah
Seri: 2 kitaplık
Başkarakterlerimiz: Kutsal ve Araz
Konusu:
Arkadaşı Eylül'ün kaybından sonra Kutsal, ona bunu yaşatanlardan intikam almak istiyor. Arkadaşının babasının yardımıyla Bratva Pakhanı olan Araz'ın bulunduğu Rusya'ya gidiyor.
Araz iki kişiyi öldürürken Kutsal bunu kayıt altına alıyor. Böylelikle polise ulaşacak ve onu hapse tıkacak. Ama maalesef Araz tarafından fark ediliyor ve kaçmaya başlıyor. Telefonunu saklamayı başarıyor ama kendisi Araz tarafından alıkonuluyor. Araz'dan kurtulmasının tek çaresi, kendisinin masum olduğunu ve olaya şahitten başka bir şey olmadığını kanıtlaması.
Peki bu durumdan Kutsal kurtulabilecek mi? Araz'dan alması gereken intikamı alabilecek mi?
_______________________________________
SPOILER İÇERİR!
İnat ettim "Asena ne yazsa okuyacağım," diye.
Harzemşah'a bayıldım! Hem Kutsal'ı hem de Araz'ı çok sevdim. Kutsal'ın zekasına ayrı bir yükseldim. Gerçi planları Araz'a işlememiş olabilir ama boş oturup da birilerinin onun hayatını kontrol etmesine izin vermediği için benden artı puan aldı.
Ben kitap boyunca düşünüyordum ki: "Şimdi Kutsal'ın gerçekte kim olduğunu öğrenince ortalık karışır." Ters köşe yedim ya! Araz biliyormuş meğer. Gerçi koskoca Pakhan'ın bilmemesi garip olurdu.
Bir de ben artık karakterler ilk kez yakınlaşınca sevinemiyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki: "Enemies (düşmanlar) kısmı bitince sıkılıyorsun." Hayır, ondan değil. Yazarları bildiğimden sevinemiyorum! Olayın patlak vermesi için onca zaman varken, hep de ilk yakınlaşmayı bekliyorlar. İşte o yüzden sevinemiyorum.
Lafı uzatmadan; ben kitaba bayıldım. Tavsiyemdir, okuyun, okutturun!
PEYNİR VE KURTLAR
CARLO GINZBURG
Carlo Ginzburg ’un Peynir ve Kurtlar eseri, 16. yüzyıl İtalya’sında yaşayan sıradan bir insanın, bir değirmencinin zihninden dönemin büyük çatışmalarını anlatan önemli bir mikro tarih çalışmasıdır.
Adı Domenico Scandella’ydı. Lakin Menocchio olarak tanınırdı. 1532 yılında doğmuştur. Evlidir ve on bir çocuğu olmuştur, dördü vefat etmiştir.
Değirmenci, marangoz, bıçkı ustası, duvarcı olarak çalışıyordu. Yoksul değildi lakin zengin de değildi.
Onu farklı yapan şey ise dünyaya bakışıdır. Menocchio okuduğu kitaplardan ve kendi düşüncelerinden yola çıkarak Tanrı, yaratılış, insan ve din hakkında kendine özgü fikirler geliştirmiştir.
Ona göre evrenin başlangıcı, peynirin içinde oluşan kurtçuklara benzer bir süreçle meydana gelmiştir. Bu nedenle esere adını veren “peynir ve kurtlar” benzetmesi, Menocchio’nun sıra dışı anlayışının sembolüdür.
Menocchio’nun düşünceleri dönemin Kilise anlayışıyla büyük bir çatışma içindedir. İnançlarını gizlemek yerine cesurca dile getirir. Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunur.
Elbette olanlar olur eylül 1583’te Menocchio, Engizisyon’a ihbar edilir. Çocukları muhbirin papaz Don Odorico Vorai olduğundan şüphelenmiştir. (Yanılmıyorlardı.)
Sapkınca ve kafirce şeyler söylemekle suçlanır.
Bir asır sonra olsa dini hezeyana kapıldığı varsayılarak akıl hastanesini kapatılırdı. Lakin karşı reform tüm hızıyla sürerken maksat bu tarz insanları yargılamak ve susturmaktı. İtalya’nın dağ köyünden olan bu değirmenci koskoca Engizisyon’a meydan okur.İncil’i, Kilise’nin yorumundan farklı şekilde anlaması ve yorumlaması ayrıca
Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunması ve aleni bir şekilde söylemesi din
Serinin ikinci kitabı olan kar tanesi düğümlerin çözüldüğü yer aslında birlikte karanlık bir kürenin içine hapis olan ve buradan kurtulmaya çalışan 10 kişi Eylül
Merih
Mehmet
Kerim
Masal
Korhan
Reva
Murathan
Kaan ve
Asya hem psikolojik sorunları hem de yakalandıkları virüs yüzünden ölen yüzlerce kişiden 10 ama eylül ve merih'in birbirini buldu ve mutlu öldüler. Son 50 sayfayı ağlayarak okusam da çok güzel bir kitaptı. Fakat şu varki bizim görmediğimiz bilmediğimiz yerde gerçekten bu şekilde olaylar oluyor. Malesef ki bazı insanların para için yapabileceklerinin bir sınırı yok.
Kar TanesiBeyza Alkoç · İndigo Kitap · 20216,5bin okunma