10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
Adnan İslamoğulları / Muhayyel. 1962 yılında Bursa'da doğan yazar, ilk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamlamıştır. Üniversite eğitimini yarıda bırakarak, basın ve yayın alanına yönelmiş pek çok gazete ve dergide yazarlık ve yöneticilik yapmıştır. Bir şizofren olan Ömer Kumanovalı'nın hikayesi. Yazar, ilk iki romanı Kuyu ve Külhan'da ülkücü bir gözle 12 Eylül öncesini romanlaştırmıştı. Sade dili, heyecanlı anlatımı ile okuyucuyu etkilemişti. Müntehir romanı ile psikolojiye yöneldi, intihar olayını etkileyici bir üslupla ortaya koymuştur. Bu roman ile bir şizofrenin dünyasına girerek, oynadığı kelime oyunları ile okuyucu da iz bırakmaya devam ediyor. Yazar gibi evlad-ı Fatihan olan romanın kahramanı Ömer, doğduğu andan itibaren pek çok psikolojik sıkıntılarla karşı karşıyadır. Aile içi ilişkilerin gelgitleri, sevgisizliğin insan üzerindeki etkileri, toplumda meydana gelen sosyal, kültürel değişimler, Ankara sokakları, Bursa'nın köyleri, deniz, tabii ki 12 Eylül öncesi Ülkemizde yaşanan siyasi olaylar, devletin siyasi organizasyonlara soktuğu ajan provakatörler, iyi niyetle görevini yapmaya çalışanlar, göçmen ailelerin yaşayışı, kültürü yazarın anlatılarında olmazsa olmazlarıdır. Bir şizofrenin karanlık zihnini tanımak, yazarın kelimeler ve kelimelerin anlamıyla oynayarak meydana getirdiği dünyada, beyninizi zorlayarak bir gün geçirmek için okumalısınız. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
MuhayyelAdnan İslamoğulları · Ötüken Neşriyat · 202617 okunma
Rezil herif Necib
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 15:51
Öncelikle aslında başka bir kitap okuyordum ama maalesef bayram sürecinde Kırıkkale’de unutmuşum kitabı o yüzden de Eylül’e başlamak zorunda kaldım. Kitabımı aldığım zaman diğer kitabı da bitiricem inşallah alana kadar başka kitaplarla devam. Kitabımızın konusu Süreyya ile Suad evli bir çifttir. Süreyya ailesinin yaşadığı konakta yaşarken sıkılıp bunaldığı için kendilerine Beyoğlu taraflarından bir yalı tutarlar Suad’ın babası sayesinde ve bu yalıya arkadaşlık etmek için sürekli Necib gelir. Bu arada bilgilendirme olsun Süreyya erkek Suad ise kadın. Ve bu yaz tatili sürecinde Suad ile Necib arasında önce gizli sonra ise alenen ikisinin bildiği bir şekilde aşk gelişir. Kitap ahlaksızlığın vücut bulmuş hali aslında bence doyumsuz ve narsist insanların kitaplaştırılmış hali. Süreyya; doyumsuz bir adam, karısıyla ve evliliği ile asla ilgilenmeyen, karısının hobilerine karşı alaycı yaklaşan, karısının iyiliğini suistimal edip hep ben yapan bir adam. Necip, gece hayatına düşkün, kadınlara düşkün, ahlaksız her şeye düşkün olan düşkün bir adam; kendi içsel pisliklerini kadınlara yansıtan ve sadece kadınlar kötü imiş gibi kadın düşmanlığı yapan kendi yaptığı ahlaksızlıkları örneğiniz; arkadaşının karısına aşık olma ahlaksızlığını asla görmeyip, evlilik üzerinden ben asla evlenmem çünkü kadınlar şöyle kötü böyle ahlaksız diyip kendini dev aynasında gören ama o aynaya bile tam bakmayan iğrenç bir adam. Suad ise namus timsali olmuş ama namustan uzak, kocasına veya etrafındakilere problemi anlatmak yerine susarak yaşamayı tercih eden bir dilsiz, kocasının arkadaşına aşık olup namussuzluk yapıp sonra da Süreyya’nın kız kardeşi Hacer’i kötü bulan iki yüzlü bir kadın. Evet Hacer kötü, iyi demiyorum kesinlikle ama iğneyi madem başkasına batırıcaksın o zaman çuvaldızı da kendine batır
EylülMehmet Rauf · Panama Yayıncılık · 201950bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·48 syf.·
Beğendi
·
2026 52. kitabı
Deniz Duası, Eylül 2015'te Avrupa'da güvenli bir yere ulaşmaya çalışırken Akdeniz'de boğulan üç yaşındaki Suriyeli mülteci Aylan Kurdi'nin hikâyesinden esinlenilerek yazıldı. Aylan'ın ölümünden bir sonraki yıl, benzer yolculuklara çıkan 4176 mülteci öldü veya kayboldu. Bu kitap, savaştan ve zulümden kaçarken denizlerde kaybolan binlerce mülteciye adanmıştır
Deniz DuasıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 20185bin okunma
6/10
·336 syf.··
2026 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Ve Sonunda İkisi De Ölür, gördüğümde inanılmaz ilgimi çeken ve okumak için haziran ayını beklediğim kitaplardan biriydi. Klasikleşmiş bir "gençlik" romanından biraz daha farklı bir tona sahip çünkü içinden hiç çıkamadığınız bir hüzün var kitapta. Bu hüznün temel kaynağı da elbette adından da anlaşılacağı üzere ölmekte olan ve hayatlarının son gününü yaşayan iki insanı konu alıyor olması. Bir yerlerde ve bir zamanda Ölüm-Habercisi denen bir sistem var ve insanlar ölecekleri günün ilk saatlerinde bir telefon araması alıyorlar. Telefonun diğer ucundaki kişi, yaşamlarının son günü olduğunu haber veriyor fakat bu bir dakika sonra da olabilir yirmi dört saatin sonunda da olabilir. İşte Mateo ve Rufus, tarihler 5 Eylül 2017'yi gösterirken günün ilk saatlerinde yaşayacakları son günün haberini alırlar. Bunun üzerine, hayatlarının son gününe eşlik edebilecek birilerini bulma amacıyla kurulan "Son Arkadaş" uygulaması üzerinden birbirlerini bulurlar ve birbirlerinin Son Arkadaş'ı olmaya başlarlar. Mateo içine kapanık ve utangaç bir karakter iken Rufus daha asabi ve dışa dönük birisi. Rufus, Mateo'ya hayatı "en azından bugün" yaşaması için gereken cesareti verirken Mateo da Rufus'un içinde var olduğunu unuttuğu o yere dokunuyor ve bu "Son Arkadaş"lık birbirlerine duydukları bir aşka dönüşüyor. Hikaye genel anlamda ilgimi çekti ve bir çırpıda da okudum fakat daha yoğun duygular okumayı isterdim. Günün içinde birbirleriyle bağlantılı diğer insanların da yaşadıklarına şahit olmak güzel bir deneyimdi ama ben Mateo ve Rufus'u daha fazla okumayı kesinlikle isterdim. Duygular ve birbirlerine bağlanmaları keşke biraz daha derinlikli anlatılmış olsaydı. Yine de hayatının son gününü yaşayan iki kişinin birbirlerinin hayatına böylesine dokunduklarını okumak gerçekten farklı bir
Ve Sonunda İkisi de ÖlürAdam Silvera · Pegasus Yayınları · 20194,073 okunma
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
1970’li yılların sonu… Türkiye siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan büyük bir karmaşanın içindedir. Üniversitelerde, sokaklarda ve mahallelerde çatışmalar yaşanırken toplum giderek daha keskin çizgilerle ayrılmaya başlar. İnsanlar farkında olmadan büyük bir kırılmaya doğru sürüklenmektedir.Roman, bu atmosferi Çorum Olayları ekseninde anlatıyor. Alevi-Sünni çatışmasının nasıl körüklendiğini, yıllardır bir arada yaşayan insanların nasıl birbirine düşman hâline getirildiğini ve yaşanan olayların arkasındaki görünmeyen güçleri gözler önüne seriyor. Yazar, yalnızca sokakta yaşananları değil devlet içindeki yapılanmaları, istihbarat faaliyetlerini, darbe hazırlıklarını ve uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplarını da hikâyeye dâhil ediyor. Hikâyede CIA ajanı Peck’in faaliyetleri, Türkiye’de oluşturulmaya çalışılan kaos ortamı ve ülkenin adım adım 12 Eylül Darbesi’ne götürülüşü önemli bir yer tutuyor. Bir yandan siyasi hesaplar yapılırken diğer yandan Metin ve Ceren de kendilerini Çorum’da yaşanan olayların tam merkezinde buluyor. Bakalım bu çalkantılı günler onların hayatını nasıl etkileyecek? Osman Balcıgil’den okuduğum ikinci kitap oldu. Daha önce Nahit Hanım’ı okuduğum için yazarın kalemine ve tarihî olayları kurguyla bir araya getirişine az çok aşinaydım. Bu kitap da beklentimi karşılayan bir okuma oldu. Kitapta birçok tarihî olay ve bilgiye yer verilmesine rağmen anlatımın akıcılığı hiç kaybolmuyor. Sayfalar ilerledikçe hem yaşanan olayları hem de olayların arka planını daha net görmeye başlıyoruz. Yazar, o yılların gerginliğini, belirsizliğini ve karmaşasını oldukça başarılı bir şekilde aktarmış. Tarih, casusluk, macera ve aşkı aynı hikâyede buluşturan bu romanı keyifle okudum. Yakın tarihe ilgi duyanların da severek okuyacağını düşünüyorum.
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,107 okunma
9/10
·286 syf.··
2026 28. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:58
​Mehmed Rauf’un Türk edebiyatına kazandırdığı ve ilk psikolojik roman olma özelliği taşıyan Eylül’ü nihayet bitirdim. Kitap, hareketli bir olay örgüsünden ziyade, insan ruhunun derinliklerine, çıkmazlarına ve hislerin ağırlığına odaklanan muazzam bir analiz sunuyor.​ Roman; Suat, Süreyya ve Necip üçgeninde gelişen, ancak bildiğimiz "yasak aşk" kalıplarının çok ötesine geçen bir hikayeyi anlatıyor. Süreyya’nın monotonluğundan ve hayat karşısındaki çocuksu heyecanlarından bunalan Suat ile onun tam zıttı bir derinliğe sahip olan Necip arasındaki çekim, kitabın merkezini oluşturuyor. ​Ancak bu aşk, eylemlerle değil; bakışlarla, susuşlarla, müzikle ve içsel hesaplaşmalarla yaşanıyor. Mehmed Rauf, karakterlerin vicdan azaplarını ve toplumsal baskılar altındaki ezilişlerini o kadar başarılı aktarıyor ki, okuyucu olarak kendinizi bir aşk hikayesinden ziyade bir "bunalım ve sadakat" sorgulamasının içinde buluyorsunuz. Benim romanda asıl beklediğim ve iz sürdüğüm şey; bakışlarda saklanan o yoğun hislerin ne zaman ortaya çıkacağı ve ne zaman iki insanın "ortak derdi" haline geleceğiydi. O yüzden çok severek ve huşu içinde okudum hiç bir olay örgüsü beklemeden . Kesinlikle tavsiyemdir.
EylülMehmet Rauf · Kapra Yayıncılık · 050bin okunma