Eylül e kadar okuyamayacagimi bile bile 2 tane yeni kitap aldım bugün. Biri Hamnet diğeri Taş Kağıt Makas . Şimdi bakıp bakıp iç çekiyorum.
Düşünce
Ben aşkı…
20 yıl kimseye aşık olmayıp Gökçen'i bekleyen Murathan'dan Ölümün ucunda Zeynep'e evlenme teklifi eden Onur'dan Ege'nin öldüğüne inanmayıp 3391 km giden İzmir'den Temas sevmemesine rağmen Eylül'ün elini tutan Merih'ten Eftalya için sol kolunu feda eden Tugay'dan Kumru komadayken 1 yıl onu bekleyen Uraz'dan Sevdiği kadın ölmesin diye kendiniz zehirleyen Drystan'dan Sırrı verirse Saigeye zarar geleceyi için sırrı söylemeyip dilini kesen Zaiden'den Öğrendim.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Teknoloji Dünyası Nasıl Kötücül Hale Geldi?
🔥Bir zamanlar halka güç veren karşı kültür idealistleriydiler. Bugün ise açgözlü tekelciler haline geldiler. Devlet tarafından herhangi bir şekilde dizginlenmektense demokrasimizi yok etmeyi tercih edecek durumdalar. Ve durdurulmaları gerekiyor. I. Şu Deccal Saçmalığı Amerikan teknokrasisinin yükselişini yirmi ikinci yüzyılda inceleyecek tarihçiler, bu dönüşümün zirvesini Peter Thiel’in Eylül ve Ekim 2025’te San Francisco’daki Commonwealth Club’da verdiği dört konferansta bulabilir. Thiel’in serveti 29 milyar dolar. Kendisi veri madenciliği devi Palantir’in yönetim kurulu başkanı ve PayPal’ın kurucularından biri. Bu tarihçiler, Amerikan teknokrasisinin garajlarda tuhaf icatlarla uğraşan, Whole Earth Catalog okuyan neşeli tiplerden Philip K. Dick kehanetlerini hayata geçiren karanlık oligarklara dönüşümünü izlerken, o dört konferansa özel bir yer verebilir. Konferansların konusu Deccal’di. Thiel şöyle açıklıyordu: “On yedinci, on sekizinci yüzyılda Deccal, bir Dr. Strangelove olurdu; bu türden kötü, çılgın bilim yapan bir bilim insanı.” Thiel konuşurken dışarıda onlarca protestocu yürüyordu. Bazıları şeytan kostümü giymişti. Ellerindeki pankartlarda “Son Yakın / Palantir Yoldur / Thiel Yolu Gösteriyor” gibi ifadeler yazıyordu. Thiel devam etti: “Yirmi birinci yüzyılda Deccal, bütün bilimi durdurmak isteyen bir Luddit’tir. Greta ya da Eliezer gibi biridir.” Greta, İsveçli iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’di. Eliezer ise Berkeley merkezli yapay zekâ eleştirmeni Eliezer Yudkowsky’ydi. __Sınıf savaşı bundan daha zıvanadan çıkmış hale pek gelemez. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin, ekonomik çıkarını nadiren dinî bir zorunluluk olarak çerçeveler. Ama Silikon Vadisi daha masum günlerinde bile büyüklenmeye yatkındı. Yalnızca yeni bir
Makale|Yazı
ABD Yüksek Mahkemesi tutanakları, federal mahkeme kayıtları ve eyalet başsavcılıklarının resmi açıklamalarına göre, Purdue Pharma ve Sackler ailesinin yarattığı opiyad krizinin perde arkası ile hukuki süreçleri: Her şey 1996 yılında Purdue Pharma'nın OxyContin adlı güçlü bir ağrı kesiciyi piyasaya sürmesiyle başladı. Şirket, bu ilacın bağımlılık yapma riskinin yüzde birden daha az olduğu yalanını yayarak agresif bir pazarlama kampanyası yürüttü. Doktorlara yüksek primler, tatiller ve hediyeler verilerek ilaç en basit ağrılar için bile reçete ettirildi. İnsanlar yasal yollardan ağır bağımlılara dönüştürüldü ve bu süreç Amerika'da yüz binlerce insanın aşırı dozdan ölümüne yol açan devasa bir krizi tetikledi. Sackler ailesi ise bu süreçte şirketten kendilerine milyarlarca dolar aktararak kişisel servetlerini garantiye aldı. 2019 yılına gelindiğinde, binlerce eyalet, şehir ve kurban yakını Purdue Pharma'ya ve doğrudan Sackler ailesine karşı devasa tazminat davaları açtı. Şirket bu davaların altında ezileceğini anlayınca Eylül 2019'da iflas koruma başvurusu yaptı. İşte en büyük hukuki tartışma burada başladı. Sackler ailesi kendileri şahsen iflas başvurusunda bulunmadı ancak şirketin iflas anlaşmasının içine kendilerini sivil davalardan tamamen muaf tutacak "üçüncü taraf yasal kalkanı" maddesini koydurmaya çalıştılar. Yani kurbanlara ve eyaletlere belirli bir para ödemeyi kabul edecekler, karşılığında ise ömür boyu tüm opiyad davalarından muaf tutulacaklardı. İlk etapta bazı iflas mahkemeleri bu planı kabul etse de kurban yakınları ve ABD Adalet Bakanlığı bu adaletsizliğe şiddetle itiraz ederek konuyu üst mahkemelere taşıdı. Bu büyük hukuk savaşı en nihayetinde Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi'ne taşındı. Mahkeme, 27 Haziran 2024'te tarihi bir karar imza attı.
1000Kitap
Esat Oktay Yıldıran (1949-1988), 12 Eylül Darbesi sonrasında Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi'nde görev yapan ve tutuklulara yönelik sistematik, ağır insan hakları ihlalleri ve işkencelerle bilinen bir ş*refsiz subaydır. 1981-1983 yılları arasında cezaevi iç güvenlik amiri olarak görev yaptığı dönem, tutuklulara yönelik fiziksel ve psikolojik işkence yöntemlerinin (darp, tecrit, zorla marş okutma, köpek saldırıları ve cinsel taciz dahil) sistematik olarak uygulandığı karanlık bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Bu dönemde çok sayıda tutuklu hayatını kaybetmiş veya ağır travmalara maruz kalmıştır.
SOL, ANITKABİR ve HURAFELER...
Diyanet'in bir cuma gündemini de "hurafeler" bahsine ayırmasına karşı değilim. Elbette hem hakkı hem de vazifesidir. Sa'yleri meşkur olsun. Allah ecrini versin. Âmin. Fakat şunu bir miktar tenkid ediyorum: "Hurafeler" başlığında işlenenler, geçen onca zamana rağmen, çocukluğumuzun Din Kültürü derslerinden ileriye gitmiyor. Türbelerde mum yakılması veya çaput bağlanması gibi temalar, o günlerden bugünlere, değişmeyen içeriği oluşturuyor. Bir çeşit güvenli bölge gibi. Eh. Doğrudur. Bunlar bir yerlerde olmaya devam ediyordurlar mutlaka. Eyvallah. Fakat belki Diyanet'in de azıcık nazarını geliştirmeye ihtiyacı vardır? Ne için? Görüşünü zenginleştirmek için efendim. Ne tarafa çevirsin peki? Epeydir baktırılmadığı tarafa. Yani 'sol'a. Açayım: "En çok ziyaret edilenler" listesinde kaçıncıdır bilemiyorum. Ancak Türkiye'deki en şöhretli kabirlerden birisinin Mustafa Kemal'e âit olduğu mâlûmumuz. Hattâ en görkemlisi. (Mimarisinin antik Yunan tapınaklarından ilham alındığı söyleniyor.) Çağ açıp çağ kapayan Sultan Fatih Han'ın bile ancak bir oda kadarcık türbesi varken Anıtkabir devâsâ bir alanı kaplıyor. Binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor. Mezarına çiçek-çeleng bırakılıyor. Defterine notlar alınıyor. Belirli günlerde törenler yapılıyor. Marşlar okunuyor. Saygı duruşları duruluyor vesaire. Üstelik bu hürmet sırf kabrine karşı da değil ha. Ya? Manevî makamı sayılabilecek(!) her türden heykeline/büstüne karşı da aynı tâzim sergileniyor. Hatırlayınız: Geçen 10 Kasım'da okullarda "fotoğrafına secde ettirilen çocuklar" garabetini bile yaşadık. __Elbette yapan yapar. Herkesin akl u irâdesi var. Lâik bir ülkedeyiz. Devlet kimsenin inancına karışamıyor(!) Herkes türbesini ziyaret ediyor. Ancak, her nedense, bu "anıt-kabir" diğer "türbe"lerden ayrı bir statüye
Tarikat Düşmanlığı