📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bunun sadece anlattığım bir öykü olduğuna inanmak isterdim. Buna inanmaya ihtiyacım var. İnanmalıyım. Bu tür öykülerin sadece öykü olduğuna inanabilenlerin şansları daha fazla.
Aslında tüm kitaplar, son sayfasında başlar. Bazılarını çok uzun süre okumaya devam edersiniz, bazılarını ise hiç bitiremezsiniz. Hayatın Kaynağı benim bir süre daha okumaya devam edeceğim bir kitap olacak. Ne kadar sürecek, bilemiyorum.
Kitabın bizi düşünsel sürece davet etmesinin en büyük sebebi, merkezinde iki felsefenin savaşının olması. Objektivizm ve kolektivizm savaşı. Belki de kolektivizmin objektivizmle savaşma çabası. Ve bu fikirlerin temsilcileri. Öyle bir karakter çizmiş ki yazar, objektivizmi objektivizmden daha iyi anlatıyor. Howard Roark. Fikirlerine, inandıklarına, sevdiklerine bu denli sıkı sarılabilir mi bir insan? Howard Roark gerçekten olabilecek bir karakter mi? Ya da aslında hepimizin eylemlerinin gerisinde bir Howard Roark mı yatıyor? Kolektivist görünümlü objektivistler miyiz? Kavramlara yüklediğimiz anlamlar ne kadar doğru?
“Eğer benim fikrimi istersen Peter, sen hatayı şimdiden yaptın,” dedi. “Bana sormakla. Herhangi bir kimseye sormakla. İşinle ilgili konuları asla başkasına sormayacaksın. Ne istediğini kendin bilmiyor musun? Nasıl dayanabiliyorsun bilmemeye?”
“Gail, eğer şu tekne batıyor olsaydı, seni kurtarmak için kendi hayatımı verirdim. Herhangi bir görev duygusu yüzünden değil. Yalnızca seni sevdiğim için. Kendi nedenlerimden ve kendi standartlarımdan ötürü. Senin için ölebilirim. Ama senin için yaşayamam ve yaşamam da.”
“Her şeye ihanet edilebilir, herkes bağışlanabilir. Ama kendi büyüklüklerinin cesaretine sahip olmayanlar bağışlanamaz.”
Hayatın KaynağıAyn Rand · Plato Film Yayınları · 20133,742 okunma
İnsanlar ebediyen kalıcı olmaya nasıl özlem duyarlar, bilirsin. Ama her geçen günle birlikte biraz ölürler. Onlarla karşılaştığında, bir bakarsın, geçen sefer gördüğün insan değil artık. Hatta her saat, kendi içlerinden bir parçayı öldürürler. Değişirler, inkar ederler, çelişkilere düşerler; bunun adına da büyüme derler. Sonunda geriye hiçbir şey kalmaz. Tersine çevirmedikleri, ihanet etmedikleri hiçbir şeyleri kalmaz. Sanki aslında ortada bir kimlik yokmuş da, şekilsiz bir kitle halinde, parlayıp sönen sıfatlar varmış gibi. Bir an bile tutamadıkları kalıcılığı nasıl bekliyorlar?