- "Ben senin son sözlerini düşünüyorum. O zaman bardağın kaldırıp demiştin ki: 'Hanımcığım, Sravradakis bebekken, yaşlı dedesi onu, dizinin dibine oturtur, öbür dizine Girit lirini dayayıp türkülür çalardı; bu akşam onun şerefine içelim: Şans kısmet etsin de, her zaman yine öyle Tanrı'nın dizlerine otursun!' Tanrı senin duanı çabuk kabul etdi hocam!"
- "Zararı yok", dedim. "Sevgi ölümü yener!"
- "Kalpsiz!"
- "Zorba başını kaldırıp ona baktı; gözleri tatlı bir anlam kazandı. Bir kadının, yalvaran bir sesle kendise seslendiğini duyup da altüst olmaması olanaksızdı. Bir kadının gözyaşı onu boğabilirdi."
"Gümüş yapraklar arasından uzaktaki dingin koyu, kıvılcımlanan denizi görüyorduk. Üzerimizden seyrek geçen bulutlar güneşi açıp kapadıkça, insan, dünyanın bir an sevincle, bir an kederle soluk aldığını sanıyordu."
"Sır!" diye mırıldandı. "Büyük sır!" Dünyaya özgürlüğün gelmesi için bu kadar cinayetler ve alçaklıklar mı gerekli yani? Çünki, oturup sana işlediğimiz cinayetlerde yaptığımız alçaklıkları saysam tüylerin ürperir. Fakat sonuç ne oldu? Özgürlük! Tanrı yıldırımını atıp bizi yakacağına özgürlüğü veriyor? Hiçbir şey anlamıyorum!.."