• GÖZÜMÜN ÖNÜNDEN GİTMİYOR!
    İslam İnanç esasları sınavına girmek üzere sınav sınıflarından birine girdim. En ön sıraya oturdum. Gözlerimi önce saate tuttum, daha sınavın başlamasına beş dakika vardı. Biraz gevezelik yapacak arkadaşlar vardır belki diye göz ucumla sınıfı taradım. Gözüm yan sırada en önde oturan bir çocuğa takıldı. Sıraya biraz kamburcana oturmuş, gözlerini tam karşıya dikmiş ve kafasını ileri geri sallıyordu. Bu haraketi daha önce bir camide kuran kârilerinin de yaptığına şahit olmuştum. Belli ki bu ezber yapmak için uygulanan bir metottu. Merak etmiştim acaba çocuk ne ezberliyordu? Biraz dikkatlice dinleyince peş peşe ağzından şu cümleleri işittim:
    “ -İman taklidi değil tahkikidir.
    -İman taklidi değil tahkikidir.
    -İman taklidi değil tahkikidir. “
    #Enigma
  • Müslümanların içine düştükleri yanlış, ezbere, anlamaktan daha çok önem vermeleri, ona hakkından fazla değer atfetmeleridir. Ezber, faziletli bir iş olmakla birlikte Kuran hafızlarına yapılan saygıyı abartılı bulmaktayız.
    Yusuf el-Karadavi
  • Ben bu kalbe seni rızık bildim..
    Gönlümün rızkı..
    Efendimiz'in (s.a.v.) ;
    "Hz. Hatice benim gönlümün rızkı "dediği gibi...

    Bismillah dedim öyle buyur ettim içeri.
    Duasız, aminsiz büyütmedim içimde seni..
    Sardım, sakladım...
    Hep bir olmanın,
    Iki cihan yar olmanın nasipli ihtimallerine sığındım..

    Elif gibi sevmek, dediler;
    Dimdik bir namaz edasıyla,
    Yolu Allah'a adanan aşk, dedim..

    Ötesini de yalan bildim.
    Ama Vav gibi de eğildim büküldüm..
    Ben dünyaya Elif gibi gelmedim...
    Vavdım, doğruldum..
    Sevdim, yoğruldum..


    Belki küçük bir cocuk ürkekliği ile yeri geldi bulutları misafir ettim gözüme..
    Sen'li yağmurları bıraktı,
    Islandım..
    Yandım..



    Her canımın yanışında sabrı dilime ezber ettim..
    Çünkü biliyordum sevdasına sadık olmayana, bir ömür emanet edilmezdi..
    Sadakatin tanımını kimseden öğrenmeden yüreğime işledim..


    Zor gelince imtihan Allah deyip, susacaksın..
    Rızık Allah'tandır..
    Belkide her bela..
    Kulun kendini birşey sanmasındandır... ❤
  • POSTALANMAYACAK MEKTUP

    Mahinur bir çehrenin seyrinde yazıyorum sana...
    Postalanmayacak olan bu mektubu...
    Kalemin ve kelamın sahibine hamd ile başlıyorum;
    Evveli ve ahiri tüm zamanların sahibine senalar olsun...
    Sen!..
    Ey kader diye ilk tanıştığım adem!
    Kusura bakma başka bir hitap bulamadım sana...
    Aslında bağrımın müebbet hapishanesinde...
    Sana ne hitaplar var da...Boş ver!
    Ben susayım bu cezaya, sen yine duyma!..
    Haydi kum gibi dökül hülyalarımdan...
    Kanadı firakla cilalanmış turna olup uç mazimin semasından...
    Paslı kalemimin ucunu aç...
    Batır derine...
    Daya iliğe...
    Ve çıksın bir feryad ile cümleye teslim edilmemiş feryadlar...
    Sen bu mektubu okumayacaksın nasılsa...
    Ben henüz fasl-ı baharında nazenin bir gonca idim...
    Hatırlar mısın?
    Gerçi gülzar değildi açmaya niyet ettiğim toprak!
    Etrafımı sarmıştı ,sen hasıl olduğun çağda her nevi pıtrak...
    Söyle hatırlar mısın?
    Nasıl unutursun ki?
    İşlediği cinayeti unutabilir mi cani?
    Yoo alınma sözlerime...
    Bu sözün gelişidir sen yalnızca dinle...
    Gidişini bana bırak!
    Gözlerim bu işte pek mahir...
    Hep gidenlere bakar ardı sıra ağlayarak!
    Mendili koy cebine şimdi, hiç sırası değil...
    Hem ağladığımı da nereden çıkardın?
    Ben severim soğan doğramayı, birazdan yemek yapıcam...
    Gördün mü bak kaç yıldız kaydı gözlerimden?
    Her birinin adı sen!
    Haydi dökül kum gibi kirpiklerimden...
    Kanım çekilsin sensizliğe seğiren damarlarımdan...
    Hani unuturdu insan!
    Nerede kaldı yoluna gözlerimi serdiğim bu derman?
    Çok istedim diye mi gelmedi o da?
    Ismar ettim kurda kuşa...
    Unutmayı alıp getirin bana...
    Getirin onu ne olur getirin ,Kaf dağında olsa da...
    Yok...Bir karışcık diyarda bir tutam kalmamış...
    Er kişi niyetine okunan salada bana saf bağlayan olmamış...
    Anlayacağın yine yâdımda...Yine aklımdasın ...
    Biliyorum bu mektubu hiç bir vakit okumayacaksın...
    Haydi kum gibi dökül hülyalarımdan...
    Kanadı firakla cilalanmış turna olup uç mazimin semasından...
    Paslı kalemimin ucunu aç...
    Batır derine...
    Daya iliğe...
    Ve çıksın bir feryad ile cümleye teslim edilmemiş feryadlar...Hayatın hangi perdesiydin en toy demimde açılacakken kapanan?
    Sende miydi başrol, ben miydim figüran?!
    Yolları toz eyleyip Mecnun olup sen değil miydin bana koşan?
    Ben gözleri henüz açılmamış yavru bir kuş idim...
    Bir efsanenin kahramanlarını nereden bilirdim?
    Leyla olma hevası gütmedim...
    Sen, ben Mecnun oldum dedikçe,vallahi Leyla'yım demedim!
    Sen düştün çöllere ben peşinden geldim...
    Aşkın bitmeyen dersini ilk ve son kez verdin...
    Ey mürebbim!
    Bu kadarcık kısa mıydı dersin?
    Hicranmış...Hazanmış...Ömür sürecek finalin!..
    Çöl kumları güneşi saklar aguşunda...
    Yakar ayakları güdemezsin...
    Bir de sahra rüzgarı eser ki sorma;
    Bulamaz da yönünü kaybedersin...
    Senin hatıralarında yürümek de işte öyle yakıcı...
    Bekliyorum ısmarladığım o ilacı...
    Sen...Günahsız halime kurulmuş darağacı!!!
    Söyle nerede kaldı katlinin celladı?
    Zira unutmayı ezber ettiğim gün senin defterin dürülecek mazimde!
    Tek leke,tek is kalmayacak istikbalimde...
    Sen kendine hasım kesilirken, ben meyalli aynalarda;
    Ben bu mektubu kime yazdığımı unutmuş olacağım...
    Ahh mazi eteğinde ha bire önüme savrulan yalan!
    Bakma unuturum dememe sen!
    Bu mektuplar ile dopdolu kucağım...
    Hatıralar talan...
    Sen hercai ç/ağında beni harına düşürmüş örümcektin...
    Ahh ben...Bir mevsimlik "an" nefeslik uçmayı düşleyen kelebek!
    Ağında koptu kanatlarım tek tek...
    İmzanı attın, bekletme bensiz hayatı!
    Döktüm kirpiğime takılmış tüm kumları...
    Yaktım ocağı...
    Söyleyin gelmesin beyhude yere postacı...
    Yırttım...
    Yaktım...
    Pulsuz du zaten gitmezdi adrese...
    Yandı kül oldu...
    Koca bir offf değil üfffff dedim...
    Savruldu bak bu mektupla birlikte nice sancı...
    Sabrımın demliğinde demlendi şükür çayı...
    İçeyim şimdi kana kana...
    Ben susayım bu cezaya, sen yine duyma!..
  • Umutsuzca beklemektir "Ask"
    Gecenin sabahı
    Annenin doğumunu
    Askerin terhisini
    Beklemesi gibi...
    Umut etmektir "Aşk"
    Her dibe vuruşunda
    Acıyı daha çok sevmek
    Yanan ateşte kor olmak
    Gül olmak sevgili elinde
    Sevgi yoksa solmak
    Varsa tomurcuk vermek
    Bir şarkıdır"Ask"
    Ayni nakaratı
    Bin kere söylemek
    Bin bir kere dinlemek
    Bir bir ezber etmek
    Üç harfdir "Aşk"
    Alfabeye sığmayan
    Sığamayacak kadar
    Anlam taşıyan
    Tek hecedir "Ask"...
  • Bu kadar kalabalık bir ortamda öğrenciye dersleri anlatarak değil ezberleterek öğretmek haliyle daha etkili bir yöntemdir. Çünkü ezber hem çocuğun hafızasını geliştirir, hem de ona büyüklerine saygı duymayı öğretir.
    Orhan Pamuk
    Sayfa 73 - Yapı Kredi Yayınları
  • İçerisinde, modern hayatın karmaşasından kendini kaybeden insana naif bir şekilde seslenen birbirinden güzel denemeler var. Kısa kısa denemeleri uc uca ekleyerek sanki akarsuların denizi bulması gibi. Bizim ruhumuza akıp gidiyor. Akarsunun uzunluğu önemli değildir taşıdığı malzeme öenmdir bilirsiniz. Bu küçük dokunuşları yazarımızın denemelerinde de görüyoruz derin derin çok derin derin.. Kelimeleri ruhumuza dokunuyor. Adeta hayat buluyor bazı şeyler.. Yazarımız Tarık Tufan ilksöz’üne; “Yakama yapışan cümleleri yazdım. Bir cümle insanın yakasına yapışır mı demeyin, yapışır.” diyerek başlıyor ve adeta kendi yakasına yapışan cümleleri hissettirmeden bizim yakamıza iliştiriyor. Yazarın kitapları adeta ilaç gibi.. Rahatlatıyor biz okuyucuları.. Ruhuma dokunan bir kaç cümle.. Keyifli okumalar dilerim sevgili kitap dostlarım.. "Dijital fotoğraf makinelerinin icat edilmediği yıllardan söz ediyorum. O vakitler objektifin önünde çok kıymetli insanlar yoksa, çok önemli anlar yoksa düğmesine basılmazdı. Fotoğraf çekmenin değerli olduğu zamanlardı.." "Siz sanırsınız ki, o eski dostlar bıraktığınız yerde aynı mekanik döngüyü sürdürürler. Öyle değil.  Dostlar da kurmalı saatler gibidir ; onların da kalplerine dokunmalısınız.  Teknoloji kola takıldığı anda çalışan saatleri icat etse de, sahici hayat hala kurmalı saatlerde akıyor." " İnsan hayatın bir yerlerinde ölüyor aslında. Ruhuyla arasına yaşamak kadar uzun birmesafe giriyor.." " Çocuklar birbirini isimsiz de tanırlar. Çocuklar birbirlerini topa vurmalarından, saklambaçta gizlendikleri yerlerden, hızlı koşmalarından, misketlerinden, spor ayakkabılarından tanırlar." "Ezber cümlelerin, ezber duyguların içinde aktığını varsayarken, gerçekte sevgilinin kalbine dokunmak gerektiğini unutuyoruz." "Gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler..." "bir şiir miktarı kadar otursak diyorum.." #kitaplar #kitapsever #edebiyat #roman #kitapsevgisi #kitapkokusu #instakitap #instabook #kitapkolik #kitaptavsiyesi #bookstagram #bookself #bookworm #bookish #booked #booking #bookpic #kitapkurdu #okudumbitti #mylibary #readingbooks #books kitapdostluğu #kitapyorum #kitapönerisi #kitap