Ahmet, Eski Ustalar'ı inceledi.
 10 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

Bu bir inceleme değil muhabbetir!!
( Çok daha uzun olan bu yazı kısaltılmıştır! )
Hadi buyrun:

(Olaylara ceviz ağacının gölgesi şahitlik etmektedir. )

Bay A: Evet gençler, Thomas Bernhard'la tanıştık sayılır, ne hissettirirdi ne düşündürdü hangi ezberleri parçaladı sizde?
Bay E: Kardeşim, çarpıcı bir adamın çarpıcı bir kitabını okuduk ben çarpıldım. Özellikle devletli insanın kalıplı insan olmaktan kurtulamadığını gördüm.
Bay B : Tiksintinin haysiyetini kurtaran adam bana kalırsa, haysiyetli yalnızlığı haysiyetli tiksintisi, olayları alış biçimi yaklaşımı çok farklı bir adam. Ama nasıl bir şey nasıl bir teknik bu?
Bay A : BenThomas Bernhard'ı okuyana kadar olayların cümlelerin içine yerleşip onları parçalamayı gülünçlüğünü ortaya koymayı tam yerleştirememiştim kendimde. Kelimelerin birleşiminden oluşan cümlelerin anlamını kavramak için cümlelerin süsüne aldanmamak kelimelerin gücüne inanarak cümle kurmak gerektiğine inanıyorum artık.
Bay B : Sadece cümlelerde değil sanki hayatın her anında birleşim bileşimden ibaret meselelerin iç yüzünü fark etmek adına, onları parçalayarak anlamsızlığını anlamını ortaya koymak yaptığı aslında Thomas Bernhard'ın.
Bay E: Bu noktada bayağılı görmenin fark etmenin yolunu açmış bize sanki, bir şeylerin örtüsünü kaldırdığın an, onları çıplak bıraktığın an, gülünçlüğüyle karşı karşıya kalıyorsun afallıyor şaşırıyorsun.
Bay A: Thomas Bernhard'a ezber bozan değil ezberleri paramparça eden onları dumura uğratan adam diyebiliriz o zaman.
Bay B: Yerinde bir tespit oldu, bu kitabı okuduktan sonra sarsılmayan birisi ya çok yerli yerinde karakteri olan, kavramları oturtan birisidir ya da adamı anlamamış kitaba yazık etmiştir.

Bay A: Öyle bakalım biz ne kadar derinine ineceğiz, kitabın içerisine girecek olursak, Thomas Bernhard " Bir resme çok uzun süre bakmayın, bir kitabı derinlemesine okumayın, bir müzik parçasını en büyük yoğunlukla dinlemeyin, bunu yaparsanız her şeyi ve onunla birlikte de dünyadaki en güzel ve en faydalı şeyi berbat etmiş olursunuz. " Demekte, burda bize bir uyarı mı var yoksa bunu yaparsa bir insanın değer vereceği şeylerin azalacağından dolayı insanın bir buhrana girmesinin tehlikesinden bizi korumaya mı çalışıyor?

Bay E: Bana kalırsa uyarısı iyi niyetli bir uyarı olmakla birlikte cesareti olanın bunu yapmasını da istiyor, bunu yapan insanın aidiyet ve sahiplik hissinin zedeleneceğinden haberdar. Kitapta diyor ya "Bir insanı sonsuzluğa yerleştiriyoruz, yanlış olan budur." diye, biz ait olduklarımızı sonsuzluğa yerleştirerek aslında kendi kafamıza sıkıyoruz.
Bay B: Burda araya girmem gerek. Bu yaptığımız yanlışın en büyük sebebi yalnızlıktan kendimizle baş başa kalmaktan korktuğumuz herhalde. İnsan kendisiyle baş başa kalmamak için kendisiyle arasına binbir türlü perde çekiyor aidiyet hissettiklerinden.
Bay E : Evet ve bu perdelerin bir gün bizi ışıksız bırakacağından habersiz yapıyoruz bunu acıklı olan bu.
Bay A: Kişileri durumları kitapları yazarları değerleri, önce içine girip onları parça parça ayırıp değerlendirip tekrardan bir araya getirip sonradan zihinde belirgin bir düzleme oturtmak daha sağlıklıdır o zaman. Bu kendimizle aramıza perde çekmemize yol açmaz, kendimizi oluşturmamızı sağlar.

Bay B : Olmak için oluşlara devam etmek son nefese kadar, insan kalıp insan olmak mesele her zamanki gibi. Kitaptan devam edecek olursak: " Gerçek akıl, hayranlık tanımaz, bilgi edinir, saygı duyar, dikkat eder, hepsi bu... " bu cümlenin uyandırdıkları neler sizde bunu merak ediyorum, düşündürdü baya beni.

Bay A: Cümle aslında alalede bir kibir cümlesi değil, açıkçası bende uyardığı durum, insanın insan, kitap, yazar, tarzında örnek alacağı bir çok şey karşısında, hayret makamından çok gayret makamında olması gerektiğiydi, Hayret makamından okuyan, dinleyen, gören insan, hayran olduğu özneyi nesneyi yüceltiyor kendisinden daha yukarıya koyuyordur bilmeden. Bu da bizi geliştirmekten ziyade daha da güçsüz düşürüp acizleştirir.
Bay E: Ben aciz değilim mi diyorsun sen şimdi ben anlamadım :)
Bay A: Yok kardeşim acizliğimizi görmek bizi güçsüzlüğe sürüklemekten ziyade bizim gelişmemizi tetiklemeli diyorum.:) Yoksa hepimiz insanız, hepimiz aciziz.
Bay B: Beni yukarılarda aramayın, derinlerdeyim diyor arkadaş maşallah ne diyelim:))

Bay A: Gördüğün yerde bulabilecek misin beni bakalım:) Kitaba dönelim tekrardan kaynatmayalım :) " Kitle çılgınlığı, felaket. " Felaket habercisinden bir cümle buna ne diyorsunuz?
Bay E : Kitle denilen özsüz katil, insanları kendisinden, insanı insandan uzaklaştırıp, bir tanımlama, bir etiket hastalığına sürüklüyor ve kitle içindeki kimse, bu hastalığı bir kudret görerek hastalığını bile fark etmiyor duyumsayamıyor.
Bay B: Tabi bu noktada, kitleyle topluluk, kitleyle cemaat arasındaki farkı iyi ayırt etmek gerekiyor. Bununla alakalı olarak Kitlelerin Ayaklanması kitabını önerebilirim.
Bay A: Kitle daha düzensiz olmakla birlikte fikirlerin sloganlara kurban edildiği bir yapı bana kalırsa, topluluk cemaat denilen şey insanın kendini bulmasını sağlıyorsa; insanın kendisine olan yolculuğuna ket vurmuyorsa bir anlam ifade eder. Hep söylediğimiz gibi insanı insandan insanı kendisinden, uzaklaştıran ne varsa ondan uzak duracaksın.
Bay E: Kitlelerde gönül bağıyla kurulan dostluklar muhabbetler yer almaz o zaman. Gerçekten de Thomas Bernhard haklı, kitle tam bir felaket, bunun haberini getiren bu adam saygıyı hak ediyor.

Bay A: Hadi bu kitleyi dağıtalım kendimizi bulalım :)
Bay B: Gönül bağı kurulmuş bir kere istesekte kitle olamayız :) Hem uzaklık mesafe ne anlam ifade ki birbirlerinin ücralarını görmüş bizler için. :)
Bay A: Eyvallah ;)
Bay E : Görüşürüz baylar. :)

Derviş Taşpınar, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"Ezber cümlelerin, ezber duyguların içinde aktığını varsayarken, gerçekte sevgilinin kalbine dokunmak gerektiğini unutuyoruz."

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 32 - Profil)Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 32 - Profil)
mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
 25 May 21:17 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardanbitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla - - ha düştü, ha düşecek - ­
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici -- hep, hepp acele işi ! -­
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti .
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40'ı geçerse ateş, çağ'rırlar istanbul'a,
Bi helollaşmak ister elbet, diğ' mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh, dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Bir Siyasinin Şiirleri, Can Yücel (Sayfa 22 - Konuk yayınları)Bir Siyasinin Şiirleri, Can Yücel (Sayfa 22 - Konuk yayınları)

Bir şeyler okumak varken şuan ezber yapmaya çalışıyor olmak gerçekten sinir bozucu 🤦‍♀️

Burak Erdoğdu, Atatürk'ü inceledi.
25 May 10:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Garip ve düşündürücü bir şekilde Andrew Mango'dan sonra okuduğum en objektif be dolu Atatürk biyografisi. Gerek dönem şartlarını büyük bir titizlikle reddetmesi gerekse Atatürk'un kurduğu siyasi ve diplomatik ilişkilerin çerçevesini oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtması sebebiyle başarılı bir çalışma. Kesinlikle Andrew Mango'nun eserinin sertliğini taşımıyor o denli ezber bozan ilkokul bilgilerini sarsan öğelere sahip değil ancak yine de tarafsız ve de derim bir eser. Kesinlikle tavsiye edilir.

Gül ü lâle izâr-ı tâb-dârından kinayetdir
Sana mânend olur mu verd-i ahmer yâ Resûlallâh
Rızâ bâğ-ı belâgatda aceb şûrîde bülbüldür
İder her şeb kitâb-ı na‘tın ezber yâ Resûlallâh
*** Neccâr-zâde Şeyh Mustafâ Rızâ ***
Gül ve lale deyişim parlak, nurlu yüzünü anlatmak için birer kinayedir.
Yoksa sana benzer olur mu kırmızı gül ey Allah’ın Elçisi?
Rıza, belagat bağında tuhaf, perişan halde aşık bir bülbüldür.
Her gece senin naat kitabını ezber eder ey Allah’ın Elçisi.
-Kinâye: Maksadı, kapalı bir şekilde ve dolaylı yoldan anlatan söz.
- Belâgat: iyi, güzel, pürüzsüz söz söyleme, uzdillilik.
- Na’t: Hz. Muhammed’i övmek üzere yazılan şiirler.
* Hattat: Muhammed Şefîk Bey
* Müzehhip: Gülsüm Gügercin

Nisanur, Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım'ı inceledi.
 25 May 00:12 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Piedra Irmağı... Efsaneye göre, bu ırmağın sularına düşen her şey, yapraklar böcekler, kuştüyleri, bunların hepsi ırmağın yatağında taşa dönüşürmüş... Bu tanımlamayla başlıyor kitap ve devam ediyor Ah! yüreğimi bağrımdan söküp, akıp giden sulara atabilmek için neler vermezdim..
Hepimizin gönül serüveninde, yüreğini bağrından söküp atmak istediği olmuştur. İşte Paulo Coelho, bu cümlede bahsettiğim hepimiz için o ırmağın ta kenarında bir hafta süren ama her saniyesini saatlermişçesine tariflediği hikayesini anlatıyor bize bu kitapta..
Bu kitap, bir kez okumakla evet anlaşılır amma velakin, bir kez okumakla da tam anlamıyla hissedilemez. Beyin idrak etse ne olur, kalp doyamadıktan sonra.. Hazan yüklü, kaygı dolu bir serüvenin, mutlu sonunu yaşıyoruz, kitabın son yaprağında.
Yalnızca gönül davası kazanmıyor kitaptaki aşıklar, aynı zamanda dini anlamda da bir mertebe kazanıyorlar. Evet inanıyorum dediğimiz Tanrı'ya, yalnızca sözde inandıklarını fark edip gerçekliğe dönüyorlar. Başka bir kitapta okusam, ruhani yükseliş konusunun işlenişi bana saçma gelebilirdi belki, çünkü şimdiye değin Yaradana yaklaşma temalı kitaplar bana hep bildik gelmiştir. Benim nazarımda, çok benzerler birbirlerine. Ama bu kitapta.. Bambaşka bir tatta, Piedra ırmağı suları gibi çağlayarak akıyor sayfalar ve üslup boğmuyor sizi adeta, Piedra ırmağının serin suları çarpıyor yüzünüze..
Kitabı okursanız fark edeceksiniz ki, hepimizin içinde bir Pilar (kitabın anlatıcı kahramanı) var ve her Pilar'ın gönlünde onu ezber yaşamından çekip alacak deli bir aşkı, umutsuzca bekleyen bir "öteki" var..
Okuyun dememe lüzum var mı ? Okuyun ama, fark etmek için okuyun.. Anlamak maksadından ziyade hissetmek maksadıyla okuyun derim. Yoksa okumanız size yalnızca vakit kaybı olacaktır.

Son olarak kitabın bende bıraktığı cümle...

Seven sevgisinin gerçekliği kadar sabrediyor, değeri kadar vazgeçiyor ve yazgısı kadar mutlu oluyor.

Sarius, bir alıntı ekledi.
24 May 00:51 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir kadını anlayabilmek, bir sürü sosyo-ekonomik süreci anlayabilmekten daha zor ve zahmetli geliyor. Bunun için bu ülkede aşk için kurulabilecek basmakalıp ezber cümlelerin dışında yeni bir şey söyleyemezsiniz ama şiddeti, öfkeyi, dalavereyi, hainliği anlatabilmenin bin çeşit yolunu bulabilirsiniz.

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 86 - Profil)Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 86 - Profil)
Hârizmî, bir alıntı ekledi.
23 May 17:39

Ezber cümlelerin, ezber duyguların içinde aktığını varsayarken, gerçekte sevgilinin kalbine dokunmak gerektiğini unutuyor insan.

Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 32 - Profilkitap)Bir Adam Girdi Şehre Koşarak, Tarık Tufan (Sayfa 32 - Profilkitap)
Zarifoğlu, bir alıntı ekledi.
23 May 01:41

Kelimesi kelimesine ezber ettiğim bu Oğuz Atay satırlarını okumuştım sana..
Beni yalnız bırakma demiştim!
Ee, neredesin?..

Alengirli Şiirler, Ali LidarAlengirli Şiirler, Ali Lidar