Meğer ölmek ne kadar iyiymiş, ölüm hiç de dayanılmaz bir şey değil sanırım. Ölüme dayanamadığı için geri gelmiş tek kişi yok ki. Belki de çok hoş, ölüm; belki de hayattan daha hoş.
Dinle, bak hayat nedir:
1. Perde: Gökyüzü kurşun renginde. Canınızı yakarlar.
2. Perde: Gökyüzü kurşun renginde. Tekrar canınız yanar
3. Perde: Hava kararır, yağmur başlar.
4. Perde: Karanlık çoğalır. Bir kapı görülür.
5. Perde: Gece, koyu gece, kapı kapalı. Dışarıdasınız. Kapının dışında. Elbe kıyısındasınız; Seine Nehri, Volga, Mississippi kıyısında.
ÖTEKİ:
Gel, Beckmann, nasıl olsa bir yerde açık bir kapı daima bulunur.
BECKMANN:
Evet, Goethe için. Shirley Temple ya da Schmeling için. Ama sadece Beckmann' im ben. Gözlüğü gülünç, saçları gülünç Beckmann. Topal bacaklı, Noel Baba kılıklı Beckmann. Ben sadece, harbin yaptığı soğuk bir şakayım, dünden kalma bir hayalet. Bir Mozart değil de sadece bir Beckmann olduğum için, kapalı bana bütün kapılar. Hıkk! Bu yüzden kapıların dışındayım.
Sonra bu enkaz yığını. Yurdumdaki bu moloz tarlası. Burada, Hamburg'da. O molozların altında bir yerde benim çocuğum yatıyor. Biraz çamur, biraz harç, biraz sıva. İnsan çamuru, kemik harcı. Tam bir yaşındaydı, ben onu görmemiştim bile.
Uyumak. Yukarıya dayanamıyorum artık. Artık kuvvetim kalmadı. Ben uyumak istiyorum. Ölü olmak. Bütün ömrüm boyunca ölü olmak. Ve uyumak. Nihayet rahat bir uykuya kavuşmak. On binlerce gece uyumak.