Ünlü yazar Dostoyevski'nin kaleminden çok sürükleyici ve düşündürücü bir eser. Kitabın en önemli özelliği, karakterin düşüncelerini okura en ince ayrıntısına kadar aktarabilmesidir. Birinci kişi ağzından karakterin tüm düşünce ve davranışını okuyor ve hissediyoruz.
Ana karakterimizin 'uysal kız'ı sevmesi fakat sevgi göstermemesi ve neredeyse genç kıza hayatı zindan etmesi, okurken birçok yerde sinirlenmeme sebep oldu. İleri yaşında, genç bir kızla evlenen rehinci karakterimiz genç kıza "ben seni sefaletten kurtardım, bana ses çıkarmana ve dediklerime karşı gelmene hakkın yok" düşüncesiyle yaklaşıyor. Sözde genç kıza tapınırcasına aşık olan karakterimiz, karşısındaki kişiyi kendinden daha ezik ve savunmasız görünce haz alıyor.
Normalde bu tür romanlarda yazar, okuru ana karaktere yaklaştırmaya çalışır. Fakat bu eserde olayı ana karakterimizin zihninden okumamıza rağmen bu karaktere bir yakınlık hissedemedim.
Bu hikaye bana günlük yaşamımdan o kadar tanıdık geldi ki, çevremizde böyle ilişkileri görüyoruz. Üzerinden ne kadar 150 yıl geçmiş olsa da günümüzde hala bu tür "iletişimsizlikleri" yaşıyor ve görüyoruz. Kişiler size sevgi veriyorken onları sevin. Karşınızdaki insanlar değersizleştirmeyin. Kendinizi çok yukarıda görmeyin. Eğer bir insanla birliktelik yaşıyorsanız sadece kendi duygularınıza ve hayallerinize göre yaşayamazsınız, karşı tarafı da düşünmek durumundasınız. Birlikte olduğunuz kişi sizin köleniz değil, kendinizi yüceltmek için onu yermeyin. Sonra karşınızdaki kişiyi kaybedince geç kaldım diye ağlanırsınız.