Ezgiperest

Ezgiperest
@ezgiperest
Anlamaya başladığımız an her şeyin başladığı andır ve bazılarımız artık anlamaya başlasa çok iyi olacak. ~C. Bukowski
Lisans
İstanbul
299 okur puanı
Aralık 2015 tarihinde katıldı
Kimi filozoflar, insani değerlerin duygusal ve öznel olduğu düşüncesinin modern bireyciliğin bir ürünü olduğu fikrindedirler. Ancak bu fikir Antik Yunan Kuşkucuları arasında da bulunabildiğinden, bu olasılık dışı bir yorumdur. Öznel bir etik görüşünün ortaya çıkmasının, dinin içinin boşalmasının bir sonucu olduğu yaklaşımı ise daha makul görünür. Evrensel yasalar ya da emirlerle ifade edilen "ahlak", tektanrıcılıktan yadigârdır. Şayet bu emirlerin bir sahibi yoksa, ne hükmü olabilir? Dinde yasa koyan Tanrı'ydı. Daha sonra, Aydınlanma Çağı'nın doğuşuyla birlikte onun yerini "insanlık" aldı. Oysa insan evrensel bir yasa koyucu olamaz, zira insanoğlunu temsil eden evrensel bir özne yoktur. Var olan tek şey, pek çok farklı ahlak öğretisine sahip, çok parçalı bir insan kalabalığıdır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir kadının kıyısında uyuyorum. Bir uçurumun kıyısında uyuyorum. Eduardo Galeano
Eylül
Beni bu eylül öldürecek Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel. Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü. Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici. Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak. Akşam rüzgarları; tene dokunan bir kamçı kadar şehvetlidir. Ben her yıl ölümü ve aşkı bu ayda beklerim... Ve eylülün çıplak ayaklarına bir yazı bırakırım. Eylül sabahları; kılıçlar kadar keskin ışıltılarıyla tenimi kanatarak uyandırır beni. Ben eylüle akarım. Bir hüzün gibi akarım ben eylüle kanayan bir aşk gibi, siyah şallara bürünmüş,genç bir ölüm gibi akarım. Sevişerek,ağlayarak ve ölerek akarım ben eylüle. Her yıl,hep aynı vakitte,geniş bir ırmak gibi bütün hayatı berrak sularında yıkayarak gelir, beni ve herşeyi koynuna alarak, bir meçhule hüznüyle emzirerek götürür hep. Kadınları ve hüznü eylülde severim... Keman konçertolarını, akşam saatlerinde bir bir ışık yangını ile kıpkızıl tüten yalnız ağaçları,ürkek tebessümleri ve edepsiz kahkahakarı severim. Lacivert bir deniz benim ellerimde oynaşır. Sahiller,yaşlı bir kadın gibi kendine terkedilir Şarkılar,incecik bürümcükten acılar vaad eder her dinleyene Bitenin başlayana dokunduğu yerdir eylül...
D A R K
Özgür irade denen illüzyonun tadını doya doya çıkarabiliriz ama nihai kaderimiz bizi bekliyor.
Sinema