Eveeet!
Distopik kitaplar okumayı sevenler buraya! Yazarımız, sizi tam manasıyla bir distopyanın kucağına bırakıyor.
Öncelikle ; Bir sabah uyanıp kendinizi paralel bir evrende hayal edin. Alışmış olduğunuz her şey kanunlar, yasalar, dinler, inanç şekilleri her şey tek kalemde tuzla buz olmuş. Sıkı yönetimin en üst düzey şekli baş göstermiş ve akıllara duygunluk veren yasaklar gündemde.
Esasında distopya gibi görünen bu kitap, okudukça geçmişte ve günümüzde birçok ülkenin başına gelen sıkı yönetimlerden sonra insanların yaşamış olduğu baskının, zulmün, diktanın, en net halini yansıtıyor. Okurken hiç yabancılık çekmiyor, bir çok yasağın günümüzde hala uygulandığını hayretle fark ediyorsunuz. Çünkü yaşadıklarımız, okuduklarımız, gözlemleyebildiklerimiz bizi zulmü nerede görse tanır hale getirdi.
İnsanoğlu yüzyıllardır, gücü elinde bulunduran küçük bir zümre tarafından yönetiliyor. Kişiler, yönetimler , yönetim şekilleri değişse bile bu hiç değişmiyor. İnsanoğlunun en büyük zaafı maalesef ki iktidar hırsı. Gücü elinde tutan zümre en dürüst kişilerden dahi oluşsa (-ki ben hiç görmedim böylelerini) mutlaka zaaflarına yenik düşüp, sistemin gereğini yaparak, zulmün su yüzüne çıkmasına neden oluyor. Güç=İktidar=Hırs=Aç gözlülük bu şekilde katlanarak ilerliyor ve maalesef ki birçok örneğine her gün şahit oluyoruz.
Kitapta ayrıca, çok fazla gözümüzün içine sokulmasa da inceden inceden feminist dokundurmalar yapılmış ki çok yerinde olmuş. Yaşadığımız ülkeyi ele alacak olursak, Türkiye de 2017 yılında kayıtlara geçen kadın cinayetlerinin sayısı 409, bu demek oluyor ki kadınlarımıza sahip çıkamıyoruz! Sadece kendi ülkemizde değil, dünyanın bir çok yerinde feminist grupların ortaya çıkasına sebep sizce nedir? Kadını bir meta, yalnızca üremek için kullanabileceği bir seks objesi