Darwin haklı mıydı acaba? Dünya insan türünün yaşaması ve güzelleşmesi için güçlülerin zayıfları yuttuğu bir savaş alanı mıydı? Elindeki bilgiye güvenen bir adamın rahatlığı için de kestirip atmasına karşın, yine de yüreğini kemiren bir
kurt vardı. Ama aklına gelen yeni bir düşünce bütün kaygılarını bastırdı, neşesini buldu: İlk konuşmasında yine o eski kuramsal açıklamayı ele alacaktı. İlle de bir sınıfın öbürünü yemesi gerekiyorsa, çok daha yeni ve canlı bir sınıf olan emekçi halkın zevke eğlenceye dalıp çürümüş olan kentsoylu sınıfı yemesi daha akla yakın değil miydi? Belki kan dökülecek, ama sonunda yepyeni bir toplum ortaya çıkacaktı. Yaşlanmış ulusları canlandıracak bu barbarca saldırıyı isteyişte aslında pek yakında patlak verecek gerçek devrime,
emekçi halkın devrimine duyulan şaşmaz inanç gizliydi; bu devrim şu anda gökyüzünü kana boyayan güneş gibi yüzyılın son günlerinde bütün dünyayı tutuşturacaktı.
Biri çiçek gibi taze, ırkının bütün rahatlığı içinde büyümüş, uzun tembellik yıllarıyla semirmiş, öbürüyse babadan oğula sürüp giden yüz yıllık açlığın ve öldürücü çalışmanın sonunda eriyip bitmiş, yaşamaktan bıkmış, acınası bir hayvan kadar çirkin, her yanı şişmiş bu iki insan yine karşı karşıyaydılar işte.
Kökleri çok derinlere uzanan ve en akıllı uslu kişileri bile çileden çıkaran bu yakıp yıkma, öç alma gereksinmesi gittikçe şiddetleniyor, her yandan, alçaklara ölüm,ekmek isteriz, böylesine düşük ücretlerle çalışamayız, diye çığlıklar yükseliyor, sonra genel uğultu içinde eriyip gidiyordu.