Biz, sosyalizmin çocukları, bir anlamda babasız büyüdük. Sosyalizm kendine has ruhsuz üslubuyla “Aile toplumun en küçük hücresidir” iddiasında bulunsa da, babanın onun en güvenilir parçası olmadığı açıktı. Babalar içerlerdi, kağıt oynarlardı, fıkra anlatırlardı.
Yokluk aslında tüm dünya kültürlerinde babaların bir özelliği değil midir? Onlar ya cephededir ya hapishanede, ya altın postun peşindedir ya da adalarda perilerle eğlenirler, ya ev dönüşü fırtınaya yakalanırlar ya da dünyanın meyhanelerine takılırlar, ya bir yerlerde gurbet ellerde para kazanırlar ya da sadece canları eve gelmek istemez.
Seni seviyorum, senin için üzülüyorum, seni özlüyorum gibi güçlü sözler söylemenin kabul görmediği bir kültürde, insanlar sevgilerini ifade etmek için farklı yollar bulur. Annelerimizin suskunluklarından harika börekler yaptığını daha önce yazmıştım.
Bir bahçe yaratmak karmaşık manevralar, doğayla savaşlar ve ateşkesler içerir, bir yere kadar onun tarafında yer alırsın, bahşedileni, toprağı ve onun verim gücünü kullanırsın ama aynı anda onu kontrol altına alıp ehlileştirmek için ikinci bir savaş da verirsin. Bu otlar - gitsin, bu çalılar - kalsın, güller - evet, ama zalimce budanacak.