Ezgi Mikyas

Biri, kültür ve uygarlığın ilk gömülen insanla başladığını söylemişti. Bu durumda mezarlık bir kültür müzesidir, hatta bir mozoledir. Evet, ama onun (organik) sonu da aynı şekilde yine orada bir yerde yatar. Kültür, toprağa yatırılan bedene artık bakamaz, burada görevi doğa devralır. Doğa o bedeni, o etin çözülüşünü himayesi altına alır. Doğa son patologdur, indirgemeci ve yapısökücüdür, hepsi bir arada. Aşağıda bedene ne olduğunu düşünmekten kaçınırız, aslında olanlar doğa dışı bir şey değildir. Hafızayı koruyan şey o taş haç ve üzerindeki isimler ile tarihler değildir. Bize aşağıda yatağını hatırlatan, çekirdekten filizlenmiş bir kiraz ağacının organik formu, bir çalı, kotları ya da etrafta cirit atan bir kertenkeledir.
Sayfa 104·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sahibinin ölümünü en son köpeği kabullenir.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Neden hiç kimse başkalarının ölümüyle ne yapmamız gerektiğini öğretmez? Neden kimse bize nasıl ölündüğünü, nasıl ölmemiz gerektiğini öğretmez?
Sayfa 89·Kitabı okudu
Gözlerini kapatmalıydım. Kitaplarda öyle yazıyordu. Bunu daha çok bir deyim olarak biliyordum - “ölünün gözlerini kapatmak” veya “ yaşayanlar ölülerin gözlerini kapatır, ölüler yaşayanların gözlerini açar.”
Sayfa 89·Kitabı okudu
Kanser hastasının mitolojisi yoktur, kanserden ölmenin romantizmi yoktur. Bakışlar üzerinden kaçırılır. Hastalık sizi içten fetheder, yiyip bitirir. Sadece saydam derinin altından beliren kemikler kalır. Verem hakkında şiirlerimiz ve Büyülü Dağ’ımız var, ama kanser için büyülü bir dağ yok. Kanserin büyüsüz dağı.
Sayfa 80·Kitabı okudu