Theophrastos, yaptığı değerlendirmesinde arzular yüzünden yapılan hataların, öfke yüzünden yapılanlardan daha ağır olduğunu söyler. Çünkü öfkelenen birisi üzüntüyle ve bilinçsiz bir vicdan azabıyla düşünceden sapmış görünür. Fakat arzular yüzünden yanlış yola sapan birisi, yaptığı hatalarda zevk ve tutkunun kölesi olmuş, daha iradesiz biri gibi görünür.
Anlamsız duaları kes,
Gözyaşını akıtan şeylerden kurtul.
Bir kadeh içip güzel anıları hatırla sadece,
Kendini bu kadar önemseme.
Korku ve endişeyle insanları tehdit edenler,
Kendi işledikleri günahlardan korkarlar.
Ölülerin intikamına hazırlanır,
Kafasında sürekli hesap yapanlar.
İçkiyle dolan kalbim neşeyle dolu.
Issız terk edilmiş sabahlar,
Şüphe içinde geçen geceler,
Tamamen değişen duygular...
Lanetlendiğini düşünmeyi bırak.
Uzaktan yankılanan davul sesleri gibi,
Huzursuz etmesin seni.
Esen her rüzgarın suç sayılması bile fayda etmez.
Adalet hayatın rehberiyse,
Kanka boyanmış savaş alanlarında,
Suikastçının kılıcının ucunda,
Adalet neyin adaletidir?
Nerede bu yol gösterici ilkeler?
Işığı neye benzer bu bilgeliğin?
Güzel ve ürkütücü fâni dünyada,
Kırılgan çocuklar sırtında taşır bu yükü.
Hiçbir işe yaramayan tutku tohumları ekilmiş,
Sadece iyilik, kötülük, suç ve caze olarak lanetlenmiş,
Hiçbir şey yapamadan sadece kafaları karışmış,
Karşı koyacak gücün de iradenin de faydası yoktur.
Nerelerde dolanırsın?
Neleri eleştirir, değerlendirir, yeniden tanırsın?
Toplum denilen şey tam olarak ne oluyor? İnsanların biraraya gelerek oluşturduğu bir şey mi? Bu toplum denilen şeyin özü nerede?
"Toplum derken, kendinden bahsetmiyor musun?"