Şimdi ev sahibesi içeride sofra kuruyor, anma sofrası bu, değil mi? Papaz da gelir... Ne acayip, değil mi, Karamazov? Bir yandan böyle bir keder, sonra da gözleme filan yenecek... Dinimizin garip özellikleri...
Kalbinin asilliği için seviyordum seni. Birbirimizin affına muhtaç değiliz. Bağışlamış veya bağışlamamışız, ömrümüzün sonuna kadar birbirimizin ruhunda kalacağız; böyle bu...
İnsanlara karışmayı, çevremize her şeyi, en kötü, en tehlikeli düşüncelerimizi bile açmayı severiz. İçimizdekini başkalarıyla paylaşmayı sever, başkalarının da sevgimize karşılık vermesini, kaygılarımızla, üzüntülerimizle ilgilenmesini, huyumuza suyumuza gitmesini isteriz. Bu olmazsa köpürür, bir meyhanenin altını üstüne getiririz.
Biz iyilikle kötülüğün eşi bulunmaz bir alaşımıyız; biz kültürden, Schiller'den yanayız, ama meyhanelerde çıngarlı içki âlemleri yapıp kadeh arkadaşlarımızın sakallarını yolmaktan da geri durmayız. Bizim de iyiliğin, güzelliğin tutkusuna kapıldığımız olur ama, bu ancak her işimiz yolunda, düzeninde gittiği zamana mahsustur. En yüce idealler uğruna kendimizi feda etmeye hazırız, evet, feda etmeye... Yalnız bunların elimize zahmetsizce, gökten zembille iner gibi geçmesi şarttır, bedavadan, tamamen karşılıksız olarak... Vermeyi zerre kadar sevmezsek de almaya- ne olursa olsun - bayılırız.