faatimagraphy

“ne varsa saf, bozuldu kâmilen; sonunda çürüyecek her şey. ölüme gidiyor başıboş gençlik ölüme! sonu ıstıraptır bu gidişin. akıbetimizi bilelim diye bir gün gelir kırlaşır hepimizin saçları. sen, ey bizleri nikbinliğe gark eden, sen ey hayal ummanlarında boğulmuş insan, cevap ver bana: ayak izleri de, kendileri de toz oldu. sen ey affetmesini herkesten iyi bilen, bütün günahlarımı bağışla benim!” halife radî
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“devlet hazinesinin hesabını bir defa elinden kaçıran bir insan bir daha o hesabı düzeltmeye katiyen muvaffak olamaz. ne kadar gayret ederse etsin! buradaki vaziyet tıpkı bir bentte açılan bir deliğe benzer: delik ilk başta bir dirhem kadar ufaktır; fakat çabucak büyüyüp genişlemeye başlar ve nihayet öyle bir hale gelir ki, tâmir imkanı bile kalmaz. Muktedir gereken yerlere ve memleketin hayrına olacak işlere gayet mühim meblağlar tahsis ettiği gibi yetmiş milyon dinarın da heba olup gitmesine sebebiyet verdi. Muktedir’in sadece israf ettiği paranın yekûnu, abbasi halifeleri içinde para biriktirmeye en meraklı olan hârûn er-reşîd’in bütün hayatı boyunca toplamış olduğu miktarı bile kat kat geçmektedir.”
“eğer size asil bir kimse olduğunuzu söyleyen insanın sözleri size bir sahtekar olduğunuzu söyleyen şahsın sözlerinden daha ziyade hoşunuza gidiyorsa, o zaman hala kemale erememiş olduğunuzu bilmelisiniz.” süfyan-ı tevrî
memleketin ziraat işlerine tayin edilen ubeyd bin ebû muhârik’e, ihtiyar ve son derece kibar bir fârisi olan cemil bin süheyr’in tavsiyesi: “şu dört kaideden ayrılma. bir defa kendi evinin kapısını daima açık bulundur ve kapında içeri misafir kabulü için uşak falan bulundurma; bu şekilde kim isterse istediği anda gelip seni görebileceğini, seninle müşavere edebileceğini bilmeli. diğer taraftan, kapın açık durursa, memurların senden daha fazla korkarlar. saniyen, emrindeki memurlarla her zaman uzu uzadıya görüş. bir vali bu şekilde hareket ettiği müddetçe daima kendisini halka sevdirir ve isim yapar. salisen, yayınladığın emirlerde daima hak ve adaletle hareket et, fakat zengin ve fakir demeyip herkese karşı müsavi davran. kimseyi kayırma. saniyen, kimsenin şahsi emel ve ihtiraslarına alet olma; emrin altında bulunanlardan hiçbir zaman hiçbir hediye alma, zira o hediyeyi sana veren hiçbir zaman verdiği hediyenin iki mislini almadan rahat etmeyecektir. böyle olmasa bile bir tek hediye yüzünden çıkacak dedikodular yeter. bu dört kaideyi yerine getir ondan sonra koyunlarının derisini diri diri boyunlarından kuyruklarının uçlarına kadar bile yüzsen yine senden memnun kalırlar. haccâc da sana karşı hiçbir laf edemez.”
bir mu’tezile vaazı
…”osman, hilafeti sırasında tam 6 yıl ebû bekir ile ömer’in izinden giderek adalet be şeriat ile hükmetti; fakat sonra islam’ın yolundan ayrıldı. o günden itibaren aramızdaki birlik bağları gevşemeye başladı; herkes hilafet makamına göz dikti. sonra ali hilafet makamına geçti, fakat o da hak yolundan ayrıldı; çok geçmeden onun da islam’a kılavuzluk edebilecek vasıfta olmadığı anlaşıldı. onun ardından ebû süfyan’ın oğlu muâviye, o lanetli babanın lanetli evladı, resûl-i ekrem’in lanetine uğramış ve masumların kanlarını su gibi döken ve Allah’ın kullarını kendisine köle yapan, Allah’a ait servete el koyan, dinimize hıyanet eden, kadın düşkünü ve son nefesini verene kadar daima şehvetinin esiri olarak kalan muâviye başımıza geçti. onun ardından oğlu yezîd hilafet makamına geçti. o yezîd ki sarhoştu, av peşinde koşmaktan, atmaca, pars ve maymun beslemekten başka bir şey bilmez ve cenâb-ı Allah’ın kitabına değil de büyücülere danışırdı. o da son nefesini verene kadar daima şehvetinin kurbanı oldu. Allah’ın laneti ve cezası onun üzerine olsun! onun da ardından mervan geldi. o mervan ki, resûl-i ekrem’in lanetlemiş olduğu bir babanın lanetli evladıydı ve bizzat resûl-i ekrem tarafından bedduaya uğramıştı. o mervan ki, kendi sefahatinin sefih dalgaları arasında boğuldu. cenâb-ı hakk’ın bütün laneti onun ve babalarının üzerine olsun. onun ardından da hilafet tahtına mervan’ın oğulları, Allah adına toplanmış mal, mülk ve servetin yiyicileri, Allah’ın kullarını kendilerine köle yapan o lanetli sülalenin evlatları geldi. ve bu kötü âdet bu şekilde devam etti, gitti. siz, ey resûl-i ekrem’in yolundan gidenler, sizler bunca yıldır ne kadar bedbaht yaşadınız, ne kadar mihnet çektiniz, sizlerin elinizden tutan olmadı!”