“mevlana’nın güzel bir hikayesi var: bir sultan hizmetinde bulunan bir görevliyi çağırıp ona bir emanet veriyor. ‘bunu falanca diyardaki filanca kişiye ulaştır.’ diyor. o kişi emaneti alıyor, yola çıkıyor ve yüz gün süren bir yolculuk yapıyor. yüz gün boyunca da her gün bir iyilik yapıyor: bir hayvana su veriyor, bir fakire yardım ediyor, yoldaki taşı kaldırıyor… ama bu hengame içinde emaneti ehline teslim etmeyi unutup geri dönüyor. sultanın huzuruna çıkınca yüz gün boyunca yaptığı iyilikleri, güzellikleri anlatıyor. ‘peki verilen vazife ne oldu, emaneti sahibine teslim ettin mi?’ diye sorulduğunda ‘sultanım, ben onu unuttum!’ diye cevap veriyor. bunun üzerine sultan şöyle diyor: ‘yaptığın yüz hayrın gerçek manası o bir amelin içindeydi. sen, onu unuttun. unuttuğun için de şimdi tekrar yola çıkacaksın.’ yani insan hangi yola neden çıktığını amacının ne olduğunu asla unutmamalı. emaneti sahibine vermeden geldiğinde asıl işi yapılamamış oluyor. diğer güzel işler şüphesiz faydadan hâli değil lakin maksat hasıl olmuyor. emanetin yerine ulaştırılması lazım.”