onunla benim gibi insanlar için hiçbir şey rastlantıya bırakılmamalı, hiçbir şeye boşverilmemeliydi, her şey kesinlikle kılı kırk yararak erişilmiş geometrisine, simetrisine, aritmetiğine sahip olmalıydı.
şurası gerçek ki, kısa süre önce terk ettiğim yerle varmak üzere olduğum yer arasında suf arabanın içinde otururken, evet sırf arabanın içindeyken mutluyum.
varacağım yere vardığım an dünyanın akla hayale gelebilecek en mutsuz insanıyım, neresi olursa olsun varacağım yere varıyorum ve mutsuzum.
sadece bulundukları yerden başka bir yere
doğru giderken, iki yer arasında mutlu olan insanlardanım.
paul'u arayıp soracağım gün er geç gelecek, diyordum kendi kendime, bu yüzden onunla konuşmak istediğim şeyleri bir kenara not ettim,
aylardır kimseyle konuşamadığım konulardı bunlar.
paul'suz tek kelime müzik konuşamaz olmuştum bunca zaman zarfında, ne de felsefe, politika, matematik. içim iyice koflaşır gibi olduğunda, mesela müzikle ilgili düşüncelerimi yeniden canlandırmak için paul'u bir yoklamam yeter, diye düşünüyordum.
paul temelde tıpkı amcası ludwig kadar filozoftu, tıpkı filozof ludwig'in de tıpkı yeğeni paul kadar deli olduğu gibi. Biri ününü filozofluğuyla yapmıştı, ötekisi deliliğiyle.