“Bırak düşmanlarımız harekete geçsin,” dedi Des, ipeksi sesi ölümcüldü. “Bıçağımın ucunda onları bekleyen bir ölüm ve baş etmek zorunda kalacakları sirenimin intikamı var.”
Kitap elime bugün geçti ve ben bitirene kadar başından kalkamadım. Her şeyle iletişimimi kestim, sadece kitaba odaklandım.
Des ve Callie arasındaki ilişkinin nahifliğine, Des’in centilmenliğine hayran oldum. Callie’nin yaşadıkları beni gerçekten hüzünlendirdi. Ve şu söz konusu dava, -hakkı tam verilseydi- kesinlikle mükemmeldi. O tabut çocukları, beni gerim gerim gerdi. Uykudaki kadınlar da öyle. Keşke daha detaylı, daha olaylı işlenseydi bunlar. Ben olsam o sorguları, tehditleri uzatırdım. Bu kesinlikle kitaptaki gerilimi, aksiyonu, olayı on kat artırırdı. Umudum şu, finalde okuduğum kadarıyla yazar tüm vaatlerini ikinci kitaba yöneltmiş. Bunu giriş kitabı olarak kullanmış. Daha çok geçmişe odaklanmış. Eğer ikinci kitapta gerçekten vaat ettiği intikamı sunarsa, bana uyar. Bu eksikleri unutmaya hazırım.
(Gerçi hikâye daha bitmedi, o dava tamamen çözülemedi o yüzden belki de yazar elindeki tüm kozları bir kitaba sığdırmak istememiştir diye düşünüyorum ki böylesi daha mantıklı olur.) Bu kitapta her şey bile isteye açık edilmişti.
Ben yaşanan vakaların ardında kimin olduğunu tek seferde çözdüm mesela, yazar o kehaneti boş yere verdi. Hiçbir yere varmadı, sadece sırrı bozdu. Arada hedef şaşırtma yapabilirdi, böylesi daha şaşırtıcı olurdu, muhtemelen ikinci kitapta bunu yapacak. Tekrara düşmekten kaçınıyor diye düşünmek istiyorum. Aksi halde herkes bu bulmacayı çözmüştür, bayağı ortadaydı çünkü. Hatta ben Des’in nasıl olup da bu işe daha önce el atmadığını anlamadım. Halbuki boynuz lafından sonra her şeyi anlamış gibiydi, belki soyut gerekçelerle işe el atmak istemedi. Sonuçta karşıdaki adam da boş değildi.
Eksikleri var mıydı vardı? Vardı, söylediğim gibi hızlıydı, bazı gerçekleri çok açık vermişti (ben bir dava okuyorsam o davanın dolambaçlı olmasını isterim. 10 yıldır